Sinek ne kadar sevimsiz ve küçük olsa da özenle yapılmış soframızdaki yemek tabağının içinde gördüğümüzde mide bulandırır. 
Neden, çünkü kendisi küçük ama taşıdığı mikroplardan ötürü yaratacağı hastalıklı ortamın etkisi büyük olduğundan, işte bu nedenle tüm iştahımız yeme şevkimiz yok olur gider. 
Zararlı ya da zararsız olan bu küçük şeyler koskoca bir güzelliğin kıymetini düşürür. Önemsiz gibi görünen bu durum kötü ve olumsuz bir etki yaratır. Kimi zaman sevdiğimiz dostlarımız ya da zorunlu olarak saygı gösterdiğimiz kişilerin küçük ama bir o kadar sevimsiz hal ve davranışları da onlara karşı duygularımızın değişmesine neden olmakta.
Yukarıda benzetmesini yaptığımız önerme her zaman doğru olmayabilir. İnsan evladı kimi zaman o canlıyı farkında olmadan görmeden çiğnemekte, ezmekte ya da yutmakta.
Yaşam içerisinde birçok farkında olduğumuz ya da olmadığımız olayla karşılaşmaktayız. Hatta     çocukların saf ve temiz maskaralıklarına güler     geçeriz ama koca yöneticilerin yaptıkları ise bizi düşündürür. Yöneticilerin çocukça tavırları maskaralık olmaktan çıkar soytarılığa dönüşür. Hele ki bu tavırları devamlı yapması insanı/toplumu aşağılaması hakir görmesi sağlıkçılar tarafından psikiyatrik vaka olarak görülmekte. Hastalıklı bir hal haline gelenlerin sağaltıma ihtiyacı olup dinlendirilmesi ve iyileştirilmesi gerekir. Oysa bu tür kişiliğe sahip olanların toplumda itibar görmesi ve hala idarecilik yapması mutlak birilerinin çıkarlarına hizmet edip kollanıyorsa bir sebebi vardır.  
Devlet yöneticiliği sıfatı ve konumu ne olursa olsun yurttaş ile devlet arasında bir aracıdır, sorun çözücüdür kısaca devletin yüzüdür. Dünden bu güne devlet ya kasası tamtakır ya da savaş olduğun da yurttaşın kapısını çalmakta. Yöneticiler son birkaç yüz yıldır yurttaşın oyuna ihtiyaç duymakta, onunda gönlünü rızasını alarak yine onu yönetmekte. Toplum adına devleti yönetenler, kuralları, yasaları ve uygulayıcıları kendince belirlemekte. Yöneticiler yurttaşın sorunlarına çözüm bulamaz ve yönetemez, yurttaş da onlar tarafından yönetilmek istenmediği durumda toplumsal sorunlar yükselir kural ve yasalar sert ve şiddetle uygulanır hale gelir. Burada yasa yapıcıları yasa uygulayıcılarına baskı yapar, kolluk kuvvetleri de buna koşar adım gider. Devleti yönetenler yasaları kuralları yine kendisi tarafında çiğnenir, kişi hak ve özgürlükler “rafa kaldırılır”.  Bir devlet yöneticisinin dediği gibi yurttaş adliyeye ve kolluk kuvvetlerine ihtiyaç duymadan yaşamını devam ettirmeli der.  
Yurttaş adliyeye ihtiyaç duymadan kişi hak ve özgürlüklerini bilerek yaşamalı. Devlet ayırımcı değil birleştirici olmalı denir. Ülkemizde bunun nasıl işlediğini açıkça görmekteyiz. 
Tuz kimyasal bir maddedir, hemen her evde     bulunur, hatta sanayide önemli bir madde olduğu     bilinir. Hatta deri işlemelerde kokmaması ve     yumuşaması için tuz serpilir. İçinde mikrop ve     benzeri kötü organizmaları barındırmamasından     dolayı tuz koruyucu ve kollayıcıdır kokmaz. Kokma olasılığı olanın üzerine tuz serpilir ki kokması engellensin. Yasa uygulayıcıları da kişi ve toplumun hak ve özgürlüklerini koruyup kollarken yasa     yapıcılarından daha merhametli ve kararlı tavır sergiler. Farklı tavır sergileyen pek azdır mumla aranır. Yasa uygulayıcıları kadar kolluk kuvvetleri de burada önemli. 
Yaşadığımız bu dönemde özellikle doğup     büyüdüğüm bu topraklarda İstanbul da yurttaşa yaşatılanlara ozanın dediği gibi, 
“Ne çare dostum ne çare
Kim bakar naçara,
Et kokarsa tuzlarsın,
Tuz kokarsa ne çare”

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.