21.04.2021, 22:45

Utanmayı bilmek!​

‘’Müşteriyi kazıklamanın ticari zekâ, halkı sürekli kandırmanın siyasi zekâ, ambulans arkasına takılmanın pratik zekâ, şike yaparak kazanmanın sportif zekâ, iyi niyeti suiistimal etmenin kıvrak zekâ olarak algılandığı bir ülkenin zekaya değil, ahlaka ihtiyacı vardır.’’ Diyor ünlü oyuncu Haluk Bilginer.​
​ Ahlaka muhtaç hale gelmiş bütün topluluklarda önce utanma duygusu firar etmiş ve o topluluğun vicdanı bir tür çimentoyla beton bir yüzey kazanarak ruh ve canlılığını kaybetmiştir. Utanma duygusu çok narin, insanı bir değerdir. Çünkü utanma ötekine karşı hassasiyet terazimizi dengeler.​
​ Hala utanmayı başarabiliyorsak, hala ötekini önemsiyoruz demektir. Utanma duygusunun yokluğu, ötekinin de yokluğu anlamına gelir. Öteki yoksa, iğrenç bencilliğimizle baş başayız demektir.​
​ Bizi engelleyecek, bizi sınırlayacak, hiçbir etik ve ahlaki kural yoksa, ağzımızla kuş tutsak bile insan olmayı başarmayız. Utanmak ya da diğer bir ifadeyle utanma duygusuna sahip olmak, insan olmanın, insani davranışların en belirleyici kriteridir.​
Haluk Bilginer çok haklı, Kişisel bütün çıkarlarımızı zekâ adı altında toplayıp ve bu ne idüğü belirsiz zekaya da bir meşruiyet atfettiğimizde, bir üç kağıtçı gibi, el çabukluğuyla zekayı, utanma duygusu yerine ikame etmiş oluruz.​
​ Toplumsal yarar ile kişisel çıkar söz konusu olduğunda, ya da başka bir ifade ile toplumsal yarar ve kişisel bir çıkar arasında seçim yapmak zorunda kaldığımız da zekâ, gözlerimizin renginden daha çok önemli ve değerli hale gelmez. ​
Toplumsal yararı, kişisel çıkar bencilliğiyle delen zekâ, bu yanıyla elimizde biriken kirden daha kıymetli olamaz. Çünkü göz rengimiz ya da elimizdeki kir nasıl birer biyolojik olguysa, zekâ da onlardan daha farklı değildir.​
Ama güzide ülkemiz de bütün büyük haksızlık ve zorbalıkların altında, o haksızlık ve zorbalığı meşru hale getiren bir zekâ övgüsü görülür. Açıkça söylemek gerekirse, bu manada hırsızlık bile çok zekice bir davranış olarak alkış toplar.​
​ Oysa zekâ bir analiz vasıtasıdır. Seçer, ayıklar ve parçaları birleştirir. Bu durum henüz bir eylem ve karara dönüşmemiştir. Eylem ve karar iradesini şekillendiren kültürdür. Kültür, meşru bulmuyorsa o zekâ hırsızlık yapmaz, yapamaz. ​
Utanma duygusu ve vicdanın örselenmesi, bu bakımdan kesinlikle kültüreldir. Yani, bir toplum, ar duygusunu önemsemiyor, vicdan da sadece kendi gemisinde kaptanlık yapıyorsa ve bu durum hiç kimseyi rahatsız etmiyorsa, o toplum iyilik melekelerini kaybetmiş demektir.​
Bunun daha acılı tablosuysa, bu rezil durumlar ayakta alkışlanıyorsa, işte o toplum çok ciddi biçimde kötülük tohumlarını ekmiş demektir.​
Çünkü bu kadar aleni ahlaksızlığın varacağı yer çok ciddi toplumsal çatışmaların yaşanacağı atmosferdir. Hiçbir iyilik kötülüğü görmezlikten gelemez. Hiçbir ahlaksızlık, iyilerin acı verici derslerinden kurtulamaz. Utanmayı unutmuş olanlara birileri o ulvi duyguları yeniden hatırlatır.​

Yorumlar (0)