03.12.2020, 05:52

Vatandaşı korumak kimin görevi?

Her siyasi özne iktidar olmak amacıyla halkın iradesine talip olur ve talip olurken de halkına bir dizi söz verir. Verilen her sözün aslında bir onur meselesi olduğunu düşünürsek, verilen sözlerin tutulması beklenir; öyle ya onur ucuz bir şey değildir. Halka vaat edilen sözlerin belki de en cazibi, refah ve mutluluğu, ne pahasına olursa olsun sağlama vaadidir. Devlet gücünün sembolü olan iktidar koltuğuna oturmak için, her siyasetçi, bilaistisna, halkına bu hikâyeyi renklendirerek ballandıra ballandıra anlatır. Tek yol budur çünkü. Demokrasi denilen nimet de herkese bu kapıları sonuna kadar açar.

Mesela Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulmuştur. Diğer bir deyimle cumhuriyet 98 yaşındadır. Bu demektir ki, refaha ulaşma ve dolayısıyla mutlu olma retoriğinin ömrü yüz yıla yakındır. Sizce yüz yıl refaha ve dolayısıyla mutlu olmaya yeter bir zaman dilimi değil mi? “Gerekiyorsa komünizmi bile biz getiririz” diyen devlet, neden yüz yıldır bu ülkeye refah ve mutluluk getirmedi?

Bakın, lafı hiç dolandırmadan refah ve mutluluktan ne anladığımı hemen ifade edeyim. Refah ve mutluluk denilince benim anladığım şudur; Asgari ücretin, tatminkâr bir hayat sürdürmeye yetmesi. Eğer bir ülkede asgari ücret, eksiksiz bir hayatın garantörü olabiliyorsa, o ülke müreffeh bir ülkedir ve dolayısıyla vatandaşları da mutludur.

Kriter ve ölçüm basittir, çünkü en küçük ekonomik birim olan asgari ücreti temel alıyorum. En küçük ekonomik birim zincirin en zayıf halkasıdır. Kriz miriz kaldırmaz ve kopması halinde de gerçek kıyamet kopmuş olur.

Halkın refah ve mutluğundan söz ettiğimizde siyasetçilerin büyük çoğunluğu hemen yüzünü ekşitir; “Efendim şu kadar kilometre yol yaptık, şu sayıda köprü yaptık, Asya’yı Avrupa’ya, kusura bakma yeryüzünden değil, yer altından bağladık.”

Eyvallah, Allah razı olsun, gözü olanın gözü çıksın; ama acaba bunca işi Allah rızası için, kendi cebinizden mi yaptınız? Maaşlarınızı ve babadan kalma mirasınızı buna mı harcadınız? Tam tersine harcadığınız her kuruş bizim cebimizden çıktı. Üstüne üstük bunları yaptığınız için, bizden ayrıca da maaş aldınız.

Basit bir soru soruyorum; halk mutlu değilken, iktidarda kalma arzunuzu ne ile izah ediyorsunuz? Milli irade refah içinde yüzmüyor, bu çok acı bir gerçek; peki ama siz niye hala iktidardasınız? İktidarınız halkın refah ve mutluluğuna hizmet etmiyorsa, söyler misiniz, iktidarınız neye hizmet ediyor.

İnsanlar bu komik asgari ücretle geçinemiyor. Bu yetmezmiş gibi küresel bir afetin cenderesi altında ve siz hiç yardım eli uzatmadan, halkın kendi başının çaresine bakmasını istiyorsunuz. Peki o zaman siz niye varsınız?

Ekonomik hayatı bir ay bile durdurmaya cesaret edemiyorsunuz. Çünkü ülkenin bir ay bile dayanacak birikim yapmasına fırsat vermediniz. Düşünsenize koca bir devlet ve bir aylık “kefen parası” yok. Tasarruf yapmak için aklınıza hiç mi kötü gün senaryosu gelmedi?

Ama yok, hayır. Ölümleri izah etmek mümkün, afet denilir, kader denilir, kaza denilir, ölümlerin oranı ne kadar yüksek olursa olsun, bir şekilde izah edilir. Ama ekonomik çöküntü ve iflas, Allah muhafaza iktidar götürür.

Yorumlar (0)