Babadan dededen solcuydu, önüne gelene sosyal demokrasiyi anlattı, sağcısı solsucuyla ilçede birçok kesimin sevgisini mubabetini kazandı, boş gezenin boş kalfası asalak biriydi ondan tınmadık deseler bi nebze inandırıcı olurdu ama adam yılarca dirsek çürüttü, tıp okudu, alanında uzman bir doktor olarak kariyerine kariyer attı.
Kulağında burnunda ya da boğazında en ufak arızası olan yüz hastaya sorsan eminim yüzü de onun adını bilirdi, o ameliyat demediği sürece hiç kimse de ne kendisini ne de çoluk çocuğunu ameliyat masasına yatırmazı. O denli güven verirdi yani…
Hasta ilişkilerinin yanı sıra insani ilişkileri de bir o derece sağlıklıydı, nezaketi elden bırakmaz, yeri geldiğinde de gırgır makaranın dibine vururdu. Bu, vefa ödüllerini dağıtacağım ayağına meydana çıkan yerel siyasetçi biraderlerin yoğun baskısıyla aktif siyasete o da girdi, aslında ona sorsan bir ailede iki aktif siyasetçi fazlaydı, çünkü babası, kendini bildi bileli siyasetin içindeydi. Hık dedi, olmaz dedi, ama şuan belediye başkanı olan zat-ı muhterem, ilçe başkanlığı döneminde sana ihtiyacım var diyerek ittire ittire siyasete onu da sürükledi.
*
Konuştuğu her platformda, dokunduğu her insana, dün sözde vefa ödüllerini dağıtan muhteşem ikilinin ne kadar iyi olduğunu, onlara kendisinden daha fazla kefil olduğunu filan söyledi. Birisi ilçe başkanı, diğeri belediye başkanı olduktan kısa süre sonra, bizim tıbbiyeli ile vefa ödülleri mimarlarının arasına kara kedi girdi. Yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen doktor siyasetçiyle, CHP’nin Beylikdüzü’ndeki ileri gelen iki ismi, can ciğer kuzu sarması olmaktan çıkmış, bir anda parti içi muhalifler konumuna düşmüştü.
*
İşte, o baba-oğul, yerel seçim öncesinde gözbebek iken, iktidarın ve gücün ele geçirilmesinden sonra bir anda hainler safına itildi. Duymadıklar hakaret, yemedikleri küfür kalmadı. Öyle ki içlerinde el uzattığı yardım ettiği onlarca partili bile gücün yanına kaydı, adamlara demediklerini bırakmadı.
*
Küfrün ve tehdidin her türlüsünden nasibini alan Doktor Deniz Çuhalı ile babası CHP’li Meclis üyesi Nazım Çuhalı’yı yerin dibine sokan bu muhteşem siyasetçiler, onların yerine saygı duyacakları, bağlılıklarını iletecekleri, mümkün olsa kankalığa soyunacakları birini bulmakta çok da zorlanmadı.
*
O isim, Yorgo’ydu…
*
Yorgo’nun, Kıbrısta’ki Türk askerine işgalci demesinden dolayı Vefa ödülüne layık görüldüğünü filan düşünme, o, sadece kriterlerden birisiydi. Baktılar, kendilerine insan gibi davranana küfür etme gibi bir huyları var, o zaman biz de bize küfür edene ödül verelim dediler, gittiler, Yunan kardeşimiz Yorgo Papandreu’yu bulup getirdiler.
*
O Yorgo ki…
*
2014 yerel seçimleri öncesinde, Beylikdüzü’nde çalmadık kapı, sıkmadık el bırakmadı. Bizzat şahidim, sabahın köründe direklere tırmandı, CHP’nin afişlerini astı, arkadaşlarıyla sık sık biraraya geldi, Mustafa Kemal’in askerleriyiz diye bağırdı, durdu.
*
Öyle ya…
*
Vefa ödülünü, olur olmadık yerde Türk askerine hakaret eden baba-oğul Çuhalı’ya verecek değillerdi ya, onun yerine, kazanılan yerel seçimin finansmanında iş adamlarının kapısını aşındıran, sokak sokak oy toplayan, İmamoğlu varsa çözüm var şarkısını diline pelesenk eden Yorgo’ya verdiler.
*
Şahsi düşüncemdir, bence de en doğrusunu yaptılar, makbul olan da makul olan da buydu zaten…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.