24.01.2021, 10:54

Virüs aşı dinlemiyor vuruyor öldürüyor!

ÜLKEMİZDE aşılanma işlemlerine başlanmasıyla birlikte genelde topluma "Oh be ferahladık. Rahatladık" havası yaygınlaştı. Bunu sokaklarda toplu taşıma araçlarında rahatlıkla görüyorum. Tabi geçen yıl Mart ayından bugüne ciddi bir mental yorgunluk ve yılgınlık üstüne tek umut olarak sunulan aşıların kısıtlı olarak gelmesine rağmen, yarattığı sinerji bizi eski günlere götürmeye yetti de arttı bile. En büyük hatayı da burada yapıyoruz. Sanki hiçbir şey olmamış gibi eski günlere atfen bir rahatlıkla öpüşmeler koklaşmalar sarılıp sarmalanıp dolaşmalar hız kazandı. Kimseye yapmayın deme lüksümüz yok elbette. Ayrıca sevmek sevilmek sarılmak, öpüşmek de bayağı güzel. Ne var ki.. Ortam hiçte buna uygun değil.

Devasa sorunlarıyla beraber dünyanın üzerine çöken Covid-19 kabusu mutasyonlu virüse de dönüşerek hala etkisini de arttırarak sürdürmeye devam ediyor. Son bir haftada binin üzerinde yurttaşımız bu lanet virüs yüzünden yaşamını yitirdi. Yine aynı süre içinde 40 binin üzerinde yurttaşımız bu virüse yakalanarak hastanelik oldu. Son olarak şunu belirtmeliyim ki bugüne dek 25 bini aşkın insanımız bu virüsten öldü. Maalesef ölmeye de devam ediyor. Bugüne dek ülkemizde de belirlenen vaka sayısı da resmi olarak 2.418.472(22.Ocak itibarıyla) oldu. Yani Aşı umudu da kısa vadede bir işe yaramıyor. Kaldı ki aşının ne olup olmadığını da tüm dünya ile birlikte önümüzdeki aylarda öğrenmiş olacağız. Demem odur ki henüz daha ortalık hiçte sakin değilken aman ha kendinizi koyvermeyin. Virüsün şakaya gelen hiç bir yanı yok. Ve her gün ya çevremizde birini ya bir yakınımızı pençesine alıyor ve bir kısmını da bizden koparıyor.Buna karşı yapılması gerekenleri hep söylüyoruz usanmadan da söylemeye devam edeceğiz. Maske-Mesafe-Temizlik... Hepsi bu.

Türk Tabipleri Birliği uyardı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), korona virüsünün Türkiye’de görüldüğü ilk tarihin üzerinden geçen on ayın ardından hazırladığı, “Covid-19 Pandemisi 10. Ay Değerlendirmesi” raporuna ilişkin online toplantı gerçekleştirdi. Eğitimde yaşanan eşitsizlikler, pandemi ve kadın, acil servislerde Covid-19, birinci basamak koruyucu sağlık hizmetlerinin durumu ve aşılama başlıklarının olduğu rapora ilişkin toplantıya TTB Merkez Konsey üyeleri ve TTB Covid-19 İzleme Kurulu üyesi hekimler katıldı.

Eğitimde sıkıntı çok büyük

TTB’nin hazırladığı rapora ilişkin sunum gerçekleştiren TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, pandemi döneminde milyonlarca öğrencinin eğitimden uzak kaldığını, buna yönelik adım atılması gerektiğini belirterek, “Milli Eğitim Bakanlığı eğitime erişimle ilgili sadece tıklama sayısını verdi. Verileri yine paylaşmadılar. Elektrik Mühendisleri Odası’nın verilerine göre ne yazık ki çocukların yarısından fazlasının internet erişimi yok. Bu yasaklarla çocukları evlere kapattık ve çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşacaklarına dair veriler var. Bu süreç çocukların gelişiminde duraklamaya hatta gerilemeye yol açıyor. Biliyoruz ki okul yalnızca ders görülen bir yer değil. Eğitimin yeni öğretmen istihdamıyla, fiziksel mesafeye uygun dersliklerle, ücretsiz maske ve hijyen koşullarıyla devamlılığı sağlanabilirdi. Hala sağlanabilir” dedi.

120 milyon doz aşı gerekli

Pandemi döneminde kadınların ciddi sorunlar yaşadığını, başta üreme sağlığı açısından olmak üzere sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşadığını belirten Fincancı’nın ardından Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak, aşı çalışmalarına ilişkin bağışıklama konusunda sunum gerçekleştirdi.

Aşı bağışıklamanın önemli olduğunu fakat yeterli olmayacağını ifade eden Eskiocak, mevcut halk sağlığı önlemlerinin sıkılaştırılarak devam etmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’ye gelen korona virüsü aşı sayısının 3 milyon olduğunun ifade edildiğini, 50 milyon dozluk anlaşmanın yeterli olmadığını belirten Eskiocak, “Gereksinim 120 milyon doz civarında. Salgınla baş edebilmek için bu tedarikin sürmesi ve aksamaması gerekiyor” dedi.

Kullanılan aşılar güvenlidir

TTB Covid-19 İzleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özlem Azap Kurt, şu anda dünyada kullanılmakta olan aşıların tamamının güvenli göründüğünü söyledi. Türkiye’de Covid-19 aşılarının tamamının ya da birden fazlasının bulundurulması gerektiğini belirten Azap, “Şu anda sadece Sinovac’ın aşısı var. Bu aşının da güvenlik verilerine ilişkin bir sıkıntının olmadığını biliyoruz. Endonezya’da bugün etkinliğine dair yüzde 63 olarak açıklandı. Türkiye’de yüzde 90’ın üzerinde, Brezilya’da yüzde 70’lerde. Bu oranlar güvenlikle ilgili değil, etkinlikle ilgili. Şu anda elimizdeki verilerde güvenliğe ilişkin bir sorun görünmüyor. En fazla çok etkili olmayabilir ama biz bunu tüm aşılar için biliyoruz” dedi.

Aşı tereddüdünü arttırmanın büyük sorumsuzluk olacağını belirten Azap, sağlık çalışanlarına ve medyaya sorumluluk düştüğünü belirterek sözlerini, “Keşke tek aşı üzerinden konuşuyor olmasak. Sinovac 60 yaş üzeri verisi olmayan bir aşı olduğuna göre, keşke 60 yaş üzerine başka bir aşı önerebilsek. Örneğin BioNTech’i önerebilsek. Niye öneremiyoruz, niye baştan bu planlamalar yapılmadı, bunları yöneticilerin açıklayabilmesi gerekiyor” ifadeleriyle sürdürdü.

En kötü aşı koronadan iyidir

Korona virüsü aşılarının güvenlikle ilgili büyük bir soruna neden olmadığını bu zamana kadar yapılan çalışmalar ışığında söyleyebildiklerini belirten Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, aşıların birbirinden farkları olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Şu an ülkemize gelmemiş olan mRNA aşısı dediğimiz aşılar biraz daha fazla oranda antikor üretimine sebep oluyorlar. Bu bir avantaj gibi görünüyor. Özellikle çalışmalarına ileri yaş grubundaki kişileri de aldıkları için onlarda da etkili olduklarını biliyoruz. Bu aşılara bağlı alerjik yan etkilerin diğer aşılara göre daha fazla olduğunu da biliyoruz. Dünyada pek çok ülke mRNA aşılarını kullanmaya başladı. Hızlı bir aşılama kampanyası yürüyor ve çok sayıda kişi aşılandıkça nadir görülen yan etkilerle karşılaşmaya başladık. Bu biraz da Faz 3 çalışmalarında da belliydi. Lokal yan etkileri diğer aşılara göre biraz daha fazla. Tüm dünyada bu aşılara acil kullanım onayı verilmiş durumda. Bir pandemiyle karşı karşıya olduğumuz için, mutasyona uğradığı ve daha fazla kişiye bulaşma riski olduğu için uzun dönem güvenlik verilerini bekleyip aşıların kullanılması gibi bir şansımız yok. Faz 2, Faz 3 çalışmalarındaki verilere bakarak, kabaca ciddi bir yan etki olmadığı görüldükten sonra bu aşıların kullanılması bilimsel olarak tam da yapılması gereken şey. Biz hem insanlarımızı, hem toplumu hem de mutant virüslerin oluşmasını engellemiş olacağız. Dolayısıyla faydalar zarardan çok çok daha fazla olduğu için çok düşünecek bir şey yok."

Türkiye’de uygulanan aşının antikor oluşturma yeteneklerinin mRNA aşılarına göre yüksek olmadığını, buna rağmen iyi olduğunu belirten Alpay Azap, “Dünya Sağlık Örgütü 'yüzde elliden fazla koruma sağlaması aşının kullanıma girmesi için yeterlidir' demişti. Brezilya, Endonezya ve Türkiye verilerinde farklılıklar var. Ancak çalışmaların dizaynı da birbirinden farklı. Örneğin Brezilya’da hastalık tanısı için mutlaka PCR gözetilmiyor, klinik durumu olanları da Covid geçirmiş kabul ediyorlar. Bu da sonuçların yorumlanmasını bu verilerin bir araya getirilip daha fazla hastadan bir sonuç elde etmemizi zorlaştırıyor. Ama hiçbirinde başarı yüzde ellinin altında değil. Biz de Ankara Üniversitesi olarak çalışmalara katıldık ve ilk ara analizin sonuçları yüzde 91’in üzerinde bir başarısı olduğunu gösteriyor. Yapılması mümkün olan aşılar içerisinde en kötü aşı bile en iyi korona virüsü hastalığından daha iyidir. O yüzden de bu aşıları olmak gerekir” diye konuştu.

Aşının etki süresini bilmiyoruz

Aşıların etkisinin altı ay mı daha uzun mu olduğunu şu anki bilgilerimizle bilmiyoruz. Biz aslında hastalığı geçirmenin en az altı ay koruduğu bilgisine sahibiz. Kişinin geçirdiği hastalığın ağırlığı, bağışıklığın kuvveti, virüsün değişime uğraması gibi faktörler var. Aşılarla ilgili şöyle bir avantajlı yan olduğunu düşünürüz. Şu an bu bilimsel bir veriye dayanmıyor ama bilimsel tahminlere dayandığını söyleyebilirim. O da hastalığı geçirmekten daha uzun süre koruyuculuk sağlayabilir. Virüsün kendisi vücutta hastalık yaparken, vücudun bağışıklık sistemini alt etmek üzere birtakım maddeleri kullanıyor. Kendi yapısındaki bazı proteinleri kullanarak vücudun bağışıklık sistemini baskılıyor. O yüzden de vücut çok kuvvetli bir bağışıklık yanıtı da oluşturamayabiliyor. Biz aşıyı verdiğimiz kişilerde virüsün bu proteinleri olmadığı için bağışıklık sistemini alt etmek üzere bir proteini taşımadığı için aşılar, daha kuvvetli bir bağışıklık yanıtı olacağı ve bunun daha uzun süreli olacağı bilimsel bir tahmin olarak yapılıyor. Belirleyici olacak olan aslında virüsün ne kadar değişikliğe uğrayacağı. Virüs çok değişime uğrarsa ancak o zaman aşılar yeterli hale gelmeyebilir. Burada da sevindirici haber, mutasyona uğramış kolay bulaşan virüsü de aşıların oluşturduğu antikorlar çok etkili bir şekilde durdurabiliyor. İşin özü, aşılardan hastalığın sağladığı bağışıklıktan daha uzun bir bağışıklık bekliyoruz. Ama bu bir yıl mı olacak iki yıl mı olacak onu şimdiden söyleyemiyoruz."

Rehavete kapılmamalıyız

Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pınar Okyay, vaka sayılarındaki düşüşün rehavete neden olmaması gerektiğini belirterek, "Sayılarımız nisan ayındaki pikten daha yüksek. Bu yüzden önlemleri sürdürmek durumundayız. Henüz önlemleri katı şekilde uygulamalı ve sıramız geldiğinde aşımızı olmalıyız." dedi. Sayılarımız nisan ayındaki pikten daha yüksek. Bu yüzden önlemleri sürdürmek durumundayız. Bu süreçte rehavete kapılmamalıyız. Henüz önlemleri katı şekilde uygulamalı ve sıramız geldiğinde aşımızı olmalıyız. Yaz döneminde de tüm önlemleri sürdürmeye devam etmeliyiz. Aşı olan kişinin korunması, ağır hastalık geçirmemesi sağlanacak. Bu, sağlık sitemimizi de rahatlatacak bir şey. Ancak aşı olan kişilerin de kendileri hasta ve özellikle de ağır hasta olmamalarına rağmen virüsü başkalarına bulaştırmaları mümkün olacak. Bu nedenle ortamda virüs oldukça ve onunla karşılaştıkça biz bulaşma zincirini kırmak için maske, fiziksel mesafe, el yıkama ve temiz hava ile iç ortamları havalandırma, kalabalıktan kaçınma gibi önlemleri uygulamaya devam etmek durumundayız.

'Yerli aşı ümit veriyor'

Küresel salgın nedeniyle aşının tedariki konusunda sorunlarla karşılaşmanın da mümkün olduğunu anlatan Prof. Dr. Okyay, yerli aşı çalışmalarının önemine değinerek, yaz sonunda bu konuda önemli bir mesafe katedilmiş olacağını kaydetti. Türkiye'de aşılamanın başlamasının da önemli olduğunu ancak tek aşıya bağımlı kalınmaması gerektiğini ifade eden Okyay, acil kullanım onayı almış aşıların hızlıca vatandaşlara ulaştırılmasının sürecin en önemli belirleyicilerinden olacağına dikkat çekti. Biontech aşısının 1 milyon dozunun şubatta, 4 milyon dozunun da sonraki birkaç ayda geleceğinin belirtilmesi önemli. Acil kullanım onayı alan aşılara ulaşmamız ve hızlıca vatandaşlara ulaştırılması sürecin en önemli belirleyicilerinden olacak. Dünyada, nüfuslarının 4-6 katı aşı anlaşması yapmış ülkeler var. Kendi ülkesinde aşı üreten ve en baştan bu üretimi devlet tarafından desteklenen örneğin ABD'de Moderna aşısı var. Bu da bizi kendi aşımızın önemine bir kez daha getiriyor. Başta Kayseri grubu olmak üzere yürütülen çalışmalar bize çok ümit veriyor. Ama önemli olan Sağlık Bakanlığı tarafından onay alan her aşının en erken dönemde insanlara ulaştırılabilmesi, toplumsal bağışıklık hedefinin sağlanmasıdır."

'Temel halk sağlığını öğretti'

Kovid-19 sonrası hayatın eskisi gibi olmayacağına da değinen Okyay, sürecin bulaşıcı hastalıklara karşı toplumsal direnci artırdığına dikkati çekerek, "Örneğin kalabalık ortamlarda, metroda maske takmayı gönüllü olarak sürdüreceğiz. En önemlisi artık eskisinden çok daha sık ve usulüne uygun el yıkayacağız. Bu pandemi bize temel halk sağlığı önlemlerini öğretti. Bilgi, davranışa dönüştü ve yerleşti. Bu değerli bir kazanç." diye konuştu. Okyay, kafe ve restoran gibi işletmelerin açılma sürecinin de bilime ve verilere göre yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Ölüm sayıları neden düşmüyor?

Alınan tedbirlerle birlikte corona virüsünde vaka sayıları düşerken ölü sayılarındaki yüksek seviye dikkat çekiyor. Vaka sayılarındaki gerileme ölüm sayılarında neden görülmüyor? Peki ya zatürre oranındaki artış bize ne söylüyor?

Covid salgınında alınan tedbirler ve sokağa çıkma yasakları ile birlikte vaka sayısında kasım ayından bu yana belirgin bir düşüş yaşandı. Uzmanlar vaka sayılarının daha da düşmesi gerektiğinin altını çizerken vaka sayılarının düşüş hızı ile ölü sayılarının düşüş hızının aynı olmadığı görülüyor.

Yoğun bakımlar doldu taştı

Turkuaz tabloya bakıldığında birçok veride gözle görülür derecede düşüş olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Ancak vefat sayılarında aynı oranda ciddi bir düşüş kaydedilmedi. Peki neden diğer rakamlarda bu kadar düşüş olurken, vefat sayılarında önemli bir düşüş kaydedilemiyor? İstanbul Tabip Odası Başkanı Dr. Pınar Saip ve Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz bu durumu şöyle açıklıyor

Uzun süre tedbir alınmadan, yüksek vakalarla seyreden sürecin ardından yoğun bakımda ağır hastalar oluştuğunu söyleyen Saip, “Maalesef o hastaların azalması günlük ölümlerle gerçekleşiyor. 250'ler ile başlayan, bir süre sonra 200'lere, ardından 150, 160'lara gelen günlük ölüm sayıları mevcut.” açıklamasında bulunuyor.

ZATÜRRE ORANLARI

Hastalığın pnömoni (zatüre) oranının bilindiğinin altını çizen Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, bu konuya “Zatürre oranlarındaki artışta kaygı duymayı gerektirecek bir şey yok. Hastalığın zatürre oranı belirli düzeyde zaten aynı çıkıyor. Bu yüzden birkaç günlük bir artışta kaygı duyulacak bir şey yok. Sonuçta bir yıldır bu hastalığın ne kadar zatürre yaptığını biliyoruz. Daha çok zatürre yapar hale döndü gibi bir şey söylemek doğru olmaz." sözleriyle açıklık getirdi.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, riskli kişilerin aşılanması ile 4 ila 6 ay içinde toplumun ciddi bir kesiminin bağışıklık kazanacağını ifade etti. AÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, Türkiye'deki corona virüs aşılamaları hakkında bilgi verdi. Öncelikli olarak sağlık çalışanlarının corona virüse karşı aşılandığını aktaran Prof. Dr. Yalçın, Türkiye'de yaklaşık 1 milyon 60 bin sağlık çalışanı olduğunu, ilk doz aşılarının ise 14 Ocak'ta yapılmaya başlandığını hatırlattı. İkinci doz aşıların 28 gün sonrasında yapılacağını belirten Prof. Dr. Yalçın, yapılan aşıların çok fazla yan etkisi olmadığını vurgulayarak, inaktif bir aşı olması nedeniyle hafif hastalık belirtisi ortaya çıkardığını ve birkaç gün içerisinde de geçtiğini açıkladı. İlk olarak sağlık çalışanlarının aşılanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yalçın, “Toplumun diğer kesimlerini düşündüğümüzde sağlık çalışanlarının hastalanma riski çok daha yüksek. 10 aylık sürece bakıldığında, yaklaşık 100 bin sağlık çalışanın hastalandığına dair veriler var. Sağlık çalışanlarının bazıları hayatlarını kaybetti. Bu nedenle öncelikli yerde olduklarını biliyoruz. Sadece hastalanma değil, hastalığın getirdiği işten uzaklaşma, moral ve motivasyonların azalması, sağlık çalışanlarının çalışma azminde azalma oluşturdu. Cumhurbaşkanının aşılanmaya öncülük etmesi önemli bir husus, toplumun aşıya karşı birtakım öngörülerini ortadan kaldırmış oldu. Etkili bir aşı uygulanıyor. Bu aşının çok sorunlu bir aşı olduğunu da düşünmüyoruz" dedi.

AŞI POLİTİKAMIZ NEDİR?

Sonunda aşı politikamızın ne olacağını net bir şekilde öğrendik. Gelen aşıların tamamı yapılacak. Yani 3 milyon aşı, 1,5 milyon kişiye yapılıp bir buçuk milyonu da 28 gün bekletilmeyecek. 3 milyon aşı 3 milyon kişiye yapılacak. Bu üç milyon kişi 28 gün sonraki ikinci dozu daha sonra gelecek partiden olacaklar. Aynı şekilde Şubat ayında gelmesi beklenen 10 milyon dozluk 2. parti de 10 milyon kişiye yapılacak. Şubat sonuna kadar en az 3 milyon kişi 2 dozun tamamını, 7 milyon kişi de ilk dozunu almış olacak. Aynı dönemde BioNTech aşısının da en az 1 milyon dozu elimize ulaşmış olacak. Nisan sonuna kadar da BioNTech’ten toplam 5 milyon doz aşı gelecek.Ancak BioNTech’te böyle bir uygulama pek mümkün görünmüyor.

BioNTech ile tam anlaşma sağlanamamış olmasının nedeni ise BioNTech’in “risk garantisi” vermiyor olması imiş. BioNTech, corona aşasının kısa ve uzun vadeli yan etkileri ve etkinliği ile ilgili “sıfır sorumluluk” anlayışı içinde bir anlaşma istiyormuş. Yani olası kısa ve uzun vadeli tüm riskler için aşıyı satın alan ülkenin sorumlu olmasını, üretici firma BioNTech-Pfizer’in hiçbir sorumluluğu olmayacağının garanti edilmesini talep ediyormuş. Deneme sürelerinin kısa tutulmasından dolayı, bu aşıyı olan kişilerde bir sorun ortaya çıkar ise açılacak tazminat davalarından kendini korumak istiyormuş BioNtech. Anlaşma bu yüzden bir türlü sağlanamamış. Peki BioNTech bunu tüm ülkelerden istiyor mu? Bunu net olarak bilemiyoruz ama muhtemelen istiyor.

Yorumlar (0)