20.10.2020, 05:54

Virüsle imtihanımız

Genelde hafta sonları,sevdiklerimle doğada olmak,birlikte vakit geçirmek vazgeçilmezimdir. Tüm haftanın yorgunluğunu ve stresini üzerimden atmak,bol oksijeni ciğerlerime çeke çeke yürüyüş yapmak,iş düşünmeye ara verip zihnimi dinlendirmek en sevdiğim tutkudur. Bu tutkuya,”teknolojiye mola”sloganını da eklediğimde tam anlamıyla huzurun merkezinde kendimi buluyorum.

Sonbahar mevsimimin dante gibi ortasında bulunduğunuz bu günlerde,yaz’ın sonbahara vedasına şahitlik etmekteyiz.

Sabah,simsiyah bir gökyüzü ve dışarıda sert esen rüzgarla birlikte uyandım. Yaz artık sonbahara veda etmişti. Kısa kol tişört ve şortlarla dolaşmaya devam ederken,gardıroptan yavaş yavaş kışlıkları çıkarmanın zamanı gelmişti.

Havanın anlık değişimi,bu haftaki doğa tutkusuna ara vermeme neden oldu.

Pandemi döneminde ara verdiğim,aylardır uğramadığım alışveriş merkezleri ve çarşı dükkanlarını dolaşmaya karar verdim. Kararımdaki amaç; korana virüsle olan imtihanımızı yerinde görme ve inceleme isteği oldu. Alışveriş merkezlerindeki sosyal mesafeye uyulup uyulmadığı,maske takılıp takılmadığı ve birazda mağazaların iş yapıp yapmadığı ile alakalıydı.

İlk olarak alışveriş merkezinin bahçe içerisindeki mekanlarından başladım. Özellikle gençlerin mesken tuttuğu cafe tarzı yerler ağzına kadar dolu. Nargile dumanları havalara savrulmuş durumda. Kendimi Arap ülkesinin sokaklarında dolaşıyormuş gibi hissettim. Alışveriş merkezinin içine girdiğimde,ağzına kadar hınca hınç dolu mağazalar,yarına hiçbir şey kalmayacakmış gibi alışveriş yapan insanlarımız. Mağaza girişinde yazan, “mağazamızda en çok 27 kişi aynı anda alışveriş yapabilir” yazısına rağmen iki katı sayıda içeriye dolan insanlarımız.

Pandemi sürecinde mağaza sahipleri, elbette ekonomik anlamda zor ve sıkıntılı günler geçirdi. Onlar için şüphesiz bu kalabalık ve alışveriş çılgınlığı çok güzel bir durum. İtiraz ettiğim konu; müşterilerin,içinde bulundukları bilinçsizce duruma ve bu duruma mağaza yetkililerinin müdahale etmemesi. Yeme içme bölümlerinde dip dibe oturmalar,mağazalarda sırt sırta yapılan alışverişler. Üstelik uyarma cüretinde bulunduğumuzda istisnasız ters bakışlar. “Rahatsız oluyorsanız bir daha gelmezsiniz” tarzı cümleler. Hepsinden önemlisi,alışveriş merkezi girişindeki güvenlik kontrolü ve 10 dakika arayla yapılan “lütfen sosyal mesafeye uyalım” anonsundan başka hiçbir müdahale yok.

Geçtiğimiz günlerde,müzisyen bir arkadaşımla sohbet ederken,”bu virüs sadece müzik yapılan mekanlarda mı bulaşıyor? Gecede 2-3 mekanda sahne alırken,şimdi tek mekanda bile sahne almakta zorlanıyoruz. Evimize ekmek götüremiyoruz. Ara sıra gidin alışveriş merkezlerinin durumuna bir bakın. Bizim sesimizi,isyanımızı duyan ve duyuran kimse neden yok?” Diye sitem etmişti. Haklısın dostum!! Bu lanet olasıca virüs,kişi,kurum ve meslek kolları seçiyor.

Beş yıldızlı otellerin sabaha kadar açık kulüplerinde bulaşmıyor...

Kucak kucağa yolculuk yaptığımız metrobüslerde bulaşmıyor...

Virüs bahanesiyle,2-3 personelle hizmet veren bankaların,1 kilometrelik kuyruklarında bulaşmıyor...

Gel gör ki; ağzına kadar dolu alışveriş merkezlerinde nasıl bulaşsın?

Virüs işte!!!

Ölüme sebebiyet verdiği kadar,insan ve mekan seçiminde de üstüne yok.

Yorumlar (0)