18.10.2020, 07:19

Yamalı bohça pandemisi

MART ayından bugüne yürütülen çalılşmalar verilen emekler özellikle de 1 milyon 100 bin sağlık çalışanının alınteri çektiği pandemide ekonomik kaygılar öne sürülüp işin içine siyaset sokularak sulandırıldı. Rakamlar eğrildi büküldü. Yabancı turist çekelim diye değişik çalışmalar yapıldı. Haziran başından itibaren iktidar tarafından başlatılan (Normalleşme) Anormalleşme süreci ülkemizi her alanda olduğu gibi savrula savrula bugünlere getirdi. Bunun adı Türk usulü Pandemi yada Yamalı Bohça Pandemisi olmalı. Rakamlar üzerinden başlayan hala süregelen tartışmanın son aşamasında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, başımıza birde "HASTA-VAKA" olgusunu çıkarttı. Buda yetmedi kendi deyimiyle 15 Ekim gününden itibaren rakamlar tüm çıplaklığı ile toplumun ve bilim insanlarının öüne konulacaktı. Bu da yalan oldu.

Anımayalım. Sağlık Bakanı 30 Eylül akşamı bir basın toplantısı düzenledi ve toplantıya “dünyada vakaların hepsinin tespit edilemediğini, edilmek de istenmediğini”, durumun “vaka tespitinde gerekli ataklığı gösterenlerin aleyhine sonuçlandığını” söyleyerek başladı. Sonra da bugünlere yeni bir tartışmayla gelindi. 15 Ekim tarihini işaret eden Sağlık Bakanı Koca: "Pozitif görülen semptomu olan veya olmayan herkes HES kodunda yer alıyor. Herkese ayrıca filyasyon yapılıyor, hiçbir şey gizlenmiyor. Vatandaşlarımız bir sorun olmadığını bilsin. Pandemi ile mücadele gizlenerek yapılamaz." açıklamasında bulundu. Peki; bilim Kurulu üyeleri vaka ve hasta kavramları eş anlamlı sanıyorduk diyor. Vaka sayıları önemsiz ise Dünya Sağlık Örgütü ile neden paylaşılıyor? DSÖ vaka sayılarını bilimsel çalışmalarda kullanacakken Türk bilim adamları sayılardan ne zaman haberdar olacak? diye sorulunca da Fahrettin Koca'dan cevap: Vatandaşımıza bildirmediğimiz hiçbir şeyi Dünya Sağlık Örgütü'ne bildirmedik. Hadi buyrun çıkın işin içinden.

Türkiye dünyanın neresinde?

Hepimizin, en çok da Sağlık Bakanı’nın vermesi gereken önemli kararlardan birincisi Türkiye’nin hangi grup içinde yer alması gerektiği? Sağlık sistemi güçlü, salgını kontrol altına almak için gerekli olan yaygın test yapma yeteneğine sahip, sağlık alanında yaptıklarının kaydını doğru dürüst tutabilen, bu kayıtları hızla toplayıp analiz edebilen ve kendi kamuoyuyla ve dünyayla ilişkilerini gerçekler üzerine kuran “gelişmiş ülkeler” arasına mı, yoksa ortalıkta gezen, bulaştırıcı olduğunu bildiğimiz belirtili (semptomatik) ya da belirtisiz (asemptomatik) enfekte insanlarını ne tespit edebilen, ne bunları doğru dürüst kayıt edebilen, ne de bu kayıtları düzgünce toplayıp analiz edebilen, bunların üstüne bir de bürokrasinin ve politikacıların sağlık dışı çeşitli kaygıları (ticari, ekonomik, politik) nedeniyle sonuçlarla oynayan, saklayan “az gelişmiş ülkeler” arasına mı? İkinci gruptakiler, Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre en riskli ülkeler. Çünkü sayıları yüksek bile olsa birinci grup ülke durumu bildiği ve açıkladığı için hem kamu hem vatandaşları gerekli tedbirleri hızla alabilir ve bulaşmayı kontrol altına alabilir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün vaka tanımı çok açık

Bakan 30 Eylül basın toplantısının önemli bir kısmını Koronavirüs enfeksiyonlarında vaka ile hastanın aynı şey olmadığını anlatmaya ayırdı. Tekrarlamayacağım. Zira pandeminin başından beri birkaç yazı okumuş, biraz televizyonda ya da internette sohbet dinlemiş herkes Koronavirüs enfeksiyonlarının bir kısmının belirtisiz ya da çok hafif belirtilerle geçtiğini biliyor. Bakan “belirtisi olanlara hasta diyoruz” dedi ama belirtilerin de çok çeşitli, ve değişik ağırlık derecelerinde olduğunu biliyoruz. Bilmediğimiz ve bir türlü öğrenemediğimiz, bizim Sağlık Bakanlığımızın hasta diye sınıfladığı kişilerin nasıl belirlendiği. Ağır hastalar mı, yani yoğun bakımda mı yatıyorlar, yoksa hastanede yatıyor ama normal servislerde mi takip ediliyorlar? Yoksa ağır belirtileri olmasına rağmen genç ve kronik hastalığı yok diye eline ilaç verilip eve gönderilenler mi? Bu soruya net bir cevap alamadık.

Az belirtiyle dolaşanlar daha mı az tehlikeli?

Oysa bu önemli çünkü enfeksiyonu taşıyanların beşte biri klinik belirtiler veriyor ama yirmide biri çok ağır hasta oluyor ve yoğun bakım tedavisi gerektiriyor. Fakat hepsi enfeksiyonu bulaştırabiliyor. Toplum sağlığı açısından dışarıda belirtisiz, az belirtiyle dolaşanlar hastanede yatanlardan daha tehlikeli. Bakanlığın hangi grubu bize ilan ettiğini öğrenemedik ama, ilan edilen resmi hasta sayılarının testi pozitif herkesi içermediği, nihayet yetkili bir ağızdan doğrulanmış oldu.Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 30 Eylül’de yaptığı rutin basın toplantısı sürecinin gazetecilerle soru-yanıt kısmında aylardır Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve şahsımın da içinde olduğu birçok bilim insanları tarafından ileri sürülen “Türkiye’de Covid-19 verileri gerçekten uzak, veriler eksik, toplam vaka sayısı daha yüksek ve Türk halkı kamuoyuna doğru bilgiler verilmiyor” görüşünü destekler şekilde ağzından baklayı çıkarmıştır.

Vaka- olgu tartişması

Bugün siyaset ve siyasi iktidar enfeksiyon hastalıkları epidemiyolojisi ekseninde vaka (Türkçesi, olgu) ve hasta kavramlarının farklı niteliklerini kendince gazeteciler ve kamuoyunun gözü önünde öne çıkararak Covid-19 pandemisinin ulusal ve küresel düzeyde toplum sağlığını direkt ilgilendiren bulaşıcılık kavramını anlamından ve bağlamından çıkarmış ve “ulusal çıkarlar” retoriğine oturtmuştur.

Enfeksiyon hastalıkları/epidemiyoloji, patolojik anatomi ve immünoloji bilimlerinin öncü bilim insanları Dr. J. Snow, Dr. G. B. Morgagni ve Dr. E. Jenner’ı, mezarlarında adeta ters döndürmüştür. Neden mi? Özetle diyor ki “Her vaka hasta değildir, çünkü testi pozitif çıktığı halde hiç semptom (belirti) göstermeyen var.

Ana omurga bulaşıcılıktır

Büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor. Biz, 29 Temmuz’dan beri turkuvaz panoda vaka yerine hasta sayılarını veriyoruz...” Ayrıca itiraf niteliğinde “Semptom göstermeyen ve büyük çoğunluğu oluşturan insan topluluğuna da -bunlar- diyerek bunların salgın açısından önemi bulaştırıcı, yani taşıyıcı olmalarıdır” diye ekliyor.

Sağlık Bakanı bu son ifadesinde Hipokrat ve Dr. Snow’dan bu yana yoğrulan temel epidemiyolojinin en temel paradigması olan “Halk Sağlığında Enfeksiyöz Hastalık ve Bulaşı” ile ilgili gerçeği açıkça ifade ediyor ama çok net gerçekleri ıskalayarak vaka-hasta kavram fetişizmi ile gazetecinin o sorusunu kendince geçiştirmeye çalışıyor, ancak; bulaşıcılık kavramını bir çırpıda harcıyor ve inandırıcılığına son büyük darbeyi vuruyor.

Neden mi vuruyor?Öncelikle yüzyıllardır bilimsel çalışmalarla şekillenen salgın hastalıkları epidemiyolojisi neyi öngörmektedir? Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 1993 Temel Epidemiyoloji kitabına göre kısaca “Salgın hastalık etkeninin öncelikle tanısı konulur ve buna göre korunma ve kontrol yolları belirlenerek bulaşıcılık durdurulur” diyor.

Yani enfeksiyöz, salgın hastalıklarda halk sağlığı yönünden ana omurga, bulaşıcılık kavramıdır.

Nitekim 2020 Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü’ne layık görülen ve bir RNA virüsü olarak karaciğer kanserindeki rolü kesin olan Hepatit C virüsünün (HCV), (Covid-19 etkeni de bir RNA virüsü) toplumda görülme sıklığı aynen Covid-19 gibi yüzde 80’i asemptomatik, yüzde 20’si semptomatiktir.

Tüm bu HCV pozitif olguların ortak paydası nedir? Başlıca kan ve kan ürünleriyle olmak üzere kişiden kişiye bulaştırıcı özellik göstermeleridir.

Hepsi bulaşıcı

HCV’li yüzde 80 oranındaki asemptomatik kişilerden kan ve kan ürünleri bulaşını göz ardı edebilir miyiz? Hayır. Yüzde 20 semptomatik kişilerin de bulaşını göz ardı edebilir miyiz? Buna da hayır. Yani yüzde 80 asemptomatik (Bakanın Covid-19’da istatistiğe koymadığı yüzde 80 vaka gibi) kişiler de yüzde 20 semptomatik (Bakanın Covid-19’da istatistiğe koyduğu yüzde 20 hasta gibi) kişiler de HCV vakasıdır ve bulaştırıcıdır.

Bilim insanları, HCV’nin bulaşına karşı savaşta tüm bu vakalara karşı korunma ve tedavi stratejileri geliştirirler ve vakaların tümünü istatistiğe koyarak ancak başarılı olabileceklerini bilirler.Salgın hastalıklarla ilgili bu temel kavramlar bilinmesine karşın Covid-19 sendromunun Aralık 2019’dan bu zamana kadar vardığı sonuç, tek bir ifadeyle toplumsal buhrandır.

Bugün için küresel düzeyde varılan bu sonuca ilişkin ana sorun nedir? Covid-19 etkeni SARS-CoV-2 virüsünün bir türlü durdurulamayan bulaşıcılığıdır. Covid-19 sendromunda vaka-hasta ekseninde bulaşıcılık ilişkisinin literatür verileri doğrultusunda bir klinik mikrobiyolog olarak irdelemesini yaparsak:

Vaka (olgu), hem enfeksiyon hastalığı (hastalıkla ilgili klinik belirti ve bulguları laboratuvar ile destekli bir ya da çok etken mikroorganizması var olan kişi) hem de enfeksiyonu (Bu kavram enfeksiyon hastalığı kavramından farklı olup var olan etken mikroorganizma ile ilgili mikrobiyolojik laboratuvar verileri -serolojik ve moleküler testleri- pozitif olabilen ancak klinik bulgu ve belirtileri olmayabilen kişi) olabilen kişileri tanımlamakta kullanılmaktadır.

DSÖ Korkutan gerçeği açıkladı

Bu her iki durum da tıbben klinikte bu kişi, bu etkenle ilgili gerek semptomatik gerekse asemptomatik olarak kesin vakadır. Onu vaka yapan niteliği etken virüsün yani SARS-CoV-2’nin bilimsel kabul gören tanı testiyle saptanmış olmasıdır.

Buna karşın hasta kavramı ise Bakanın konuşmasında Covid-19 hastası (hastaneye yatırılan, klinik bulgu ve belirtileri ile PCR testi pozitif olan kişilerdir) olarak kabul görüp turkuvaz panoya konulan kişilerdir. Bu kişilere karşın istatistiklere konulmayan ve vaka olarak tanımlanan kişilerin sayısının oldukça fazla olduğu ve şimdiki veri panosunda belirtilen daha az sayıdaki hasta sayısına göre yüksek olduğu öngörülmektedir.

Hatta iddialara göre veri panosundaki hastalara göre 10-15 kat fazla olduğu ileri sürülmektedir. Bu da bakanlığın veri panosundaki sayısal verilere bakılırsa çok doğaldır, üstelik 18 Haziran’da bakanlıkça açıklanan 153 bin kişiyi kapsayan “Toplumsal Taşıcıyılık ve Bağışıklık” çalışma raporuna göre toplumdaki taşıyıcılığın (hiçbir belirti göstermeyen ancak PCR testi pozitif olan kişiler) oranı binde 2.5 olarak verilmiş yani Türkiye nüfusuna göre 200 binin üzerinde yani o günün koşullarında aktif Covid-19 vakası olan 28 binin 7.5 katı olduğu, DSÖ’nün öngörülerine göre ise bunun toplumlarda 5-10 katı olabileceği kabul edilmektedir.

Taşıyıcılar cirit atıyor

Ayrıca toplumda dinamit gibi dolaşan bu taşıyıcıları da hesaba katarsak ve bu iki faktöre (yüzde 80’lik istatistiğe konulmayanlar ve toplumdaki PCR/pozitif olanlar) 3. faktör olarak da rutinde kullanılan tanı test yöntemi PCR’nin tanısal etkinliğinin ancak yüzde 60’larda olduğunu göz önüne de alırsak Covid olup testi negatif saptananlarla birlikte bugünlerde R0 (bulaştırıcılık katsayısı) değerinin 1’in oldukça üzerinde olduğu kanaatindeyim.

Bu tablo karşısında gerek istatistiğine giren hastalar kadar, resmi istatistiğe dahil edilmeyen vakaların bilim çevrelerince kabul edilen bulaşıcılığın T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından “ulusal çıkarlar (Halkın sağlığından ve canından öte ne çıkar olabilir ki?)” yüzünden istatistiklere sokulmayıp yüzde 80-85’lik bir orana sahip olup bulaştırıcılığı çok net olan bu riskli popülasyonun Covid-19 sendromunun toplumda giderek yaygınlaşmasının ve yeni hayatlara mal olabileceği yönünde çok yüksek riski öngörmeyip sadece az sayıdaki hasta sayıları ile 1 Haziran’dan itibaren Türkiye yeni normalleşme sürecine sokulmuş ve toplumda rehavete girilmiştir.

Şeffaf olunmalıdır

Bakanlığın resmi verilerinde yeni hasta/ölüm sayıları 1500/60 civarında gösterilse de Türk toplumunda Covid-19 bulaştırıcılığında eşit role sahip yüzde 80’lik asemptomatiklerle yüzde 20’lik semptomatiklerin gerçek sayıları ve başkaca coğrafik, demografik vb. verilerin şeffaf ve daha ayrıntılı olarak bakanlığın veri panosunda verilmediği sürece Covid-19’un R0 değerini 1’in altına indirmek hayal olacaktır ve Türk toplumu önümüzdeki dönemde eğitim-öğretim sürecinin yüz yüze dönüştürülmesi ve mevsimsel başka solunum yolu enfeksiyonlarının (Influenza vb. virüsler ve pnömokok gibi bakteriler) artacağı süreçte her bakımdan (sağlık, ekonomik, sosyal ve eğitim-öğretim) iyi bir süreçte olmayacak ve salgının stabil ve çıkış eğimli pikleri gündelik hayatımızın bir parçası haline gelebilecektir ki bunu, bu toplum ne kadar sürdürebilir?

Son sözüm de Bakanlık Bilim Kurulu’nun bazı üyelerine: Bakanlığın bu anti-bilimsel yaklaşımını “Bize haber verilmedi, haberimiz yoktu ve toplantılarda bu konuşulmadı” gibi ifadelerle geçiştiremezsiniz. Türk halkı, can ve geçim derdindeyken sizler, bu halka borçlu olduğunuzu lütfen unutmayın.

350 bin doğrulanmamış vaka var

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı tablo ile sahadaki verilerin örtüşmediğini, en sonunda bakanın bunu açıklamak zorunda kaldığını söyleyen TTB'den Prof. Dr. Kayıhan Pala, "Bilim kuruluna değil, bir gazeteciye verdiği demecinde; Nisan ayında yapılan PCR testlerinde pozitiflik oranının yüzde 20 olduğunu, bu oranın Eylül ayında yüzde 10'a düştüğünü açıkladı. Bu açıklama çerçevesinde tablolara baktığımızda Nisan ayında 81 bin 570 olgunun aslında pozitif olduğu halde topluma açıklanmadığını görüyoruz. Eylül ayında da 275 bin 647 doğrulanmış vaka topluma açıklanmamış.Buna göre sadece Nisan ve Eylül aylarında 350 binden fazla doğrulanmış olgunun topluma bildirilmediği açık olarak görülüyor. Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Ekim aynını da buna katacak olursak, olgu sayısının bakanın bildirdiğinden çok daha yüksek olduğu, doğrulanmış ölüm sayılarındaki tartışmanın ise sürdüğü açık olarak görülecektir” dedi.

Meslek Hastalığı kabul edilmeli

Covid-19'un bir meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için 130 ülkede çalışmaların başlatıldı.Bugüne dek 50s'i hekim 113 sağlık çalışanı can verdive 29 bin 865 sağlık çalışanı hasta.Sağlık Bakanlığı’nın, sağlık çalışanlarıyla ilgili verileri de açıklaması şarttır. Sağlık çalışanlarından mahrum edilen testlerin, futbol federasyonu üyelerine yapılması ise başkja bir trajikomik hadisedir.

TTB'nden çözüm önerileri

TTB Covid-19 pandesi ile ilgili olarak 7. aylık raporunu yayınladı. İzleme Kurulu üyeleri ile uzmanların dile getirdiği ve raporda yer alan sorunlar ve çözüm önerileri ise ana başlıklarıyla şöyle sıralandı.

**Pandemi döneminde birinci temel sorunumuz doğru ve güvenilir veri gereksinimidir.

**Okullarda Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı rehberde belirtilen önlemlerin uygulanabilmesi için yapısal eksiklikler giderilmelidir.

**İnfluenza ve Covid-19 birlikteliğinin kusursuz fırtınasına şimdiden hazırlıklı olunmalıdır; tekrar uzaktan eğitime dönme olasılığı için gerekli koşullar şimdiden tam ve eksiksiz olarak sağlanmalıdır. Ücretsiz, ulaşılabilir internet ağı ve tabletin temininin şimdiden yeterli düzeyde olması için gerekli çalışmalar ivedilikle sonuçlandırılmalıdır.

10 milyon doz aşı şarttır

**Pandemi döneminde bir diğer temel sorunumuz, mevsim itibarıyla Covid-19'a influenza ve pnömokoksik pnömoni ilavesiyle ortaya çıkacak olan kusursuz fırtınaya hazırlıksız olmamızdır. Sağlık Bakanlığı, “her yıl olduğu gibi” bu yıl da 1.5 milyon doz aşı siparişi verdiğini açıklamıştır. En iyi ihtimalle 10 milyon doza ihtiyaç vardır.**Sağlık Bakanı, sağlık çalışanlarında Covid-19'un meslek hastalığı olup olmadığı meclis soru önergesine “konunun kendilerinin ilgi alanlarına girmediğini” söyleyerek Covid-19'u hastalık kategorisine alma lütfunda olmadığı gibi ölümümüzü bile iş kazası/meslek hastalığı kategorisine almıyor, almıyorlar. Oysa dünyadaki bir çok ülke Sağlık Bakanları “Covid-19 sağlık çalışanları için meslek hastalığıdır” beyanatında bulunuyor.

**Türkiye’de bilimsel olmayan TEST Stratejisi değiştirilmelidir.

**İzolasyon ve karantinada olan yurttaşların uyumu sağlanmalıdır. Yoksulluk, ev koşullarının uygun olmaması gibi nedenlerle izolasyon ve karantina uyumunu bozan durumlar incelenmeli, dışlayıcı, polisiye tedbirlerle değil sosyal destek sağlanarak uyum artırılmalıdır.

** Ülkemizde şimdiye kadar filyasyon diye yapılan uygulamanın “temaslı taraması” olduğu; gerçek filyasyonun “geriye dönük sıfırıncı vaka” filyasyonu olduğu gerçeği artık kabul edilmeli, pandemiyle tam bir mücadelede bilimsel bilgi ışığında yol alınmalıdır

**Hiçbir pandemiyle şaşalı sağlık kurumlarında başa çıkılamaz. Pandemide insanların hastanelere “düşmesi” ne kadar azaltılırsa başarı da o kadar yüksek olacaktır. Bunun da ilk ve en önemli koşulu birinci basamakta pandemiyi karşılamaktır.

**Tedavi algoritması gözden geçirilmeli, yapılan araştırmalarda tedavide yeri olmadığı belirtilen ve ciddi yan etkileri bilinen hidroksiklorokin tedaviden çıkarılarak, hafif olgularda favipiravir, orta-ağır olgularda remdesivir antiviral tedavi olarak rehbere alınmalıdır.

**Pandeminin ilk gününden itibaren hemen tüm tam teşekküllü hastanelerin pandemi hastanesi olarak ilan edilmesi nedeniyle Covid-19 dışı hastaların ciddi sıkıntıları olmuştur. Halk arasında hastanelere gitme konusunda korku oluşturulmuşsa kronik kalp, dolaşım, beyin damar hastalıkları, kanserler dahil bir çok yaşamsal sağlık sorununda da durumun endişe verici boyuta ulaşacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Hepimiz aynı gemideyiz

Uyarılarını sürekli tekrarlayacaklarının dile getirildiği TTB raporu şu ifadelerle son buldu:

Sorunları bu hale getirenler her zaman olduğu gibi şimdi de içinden çıkılmaz hale getirdikleri karanlık tablo için suçlu arayışına girmişlerdir. Sorunları dile getiren, çözüm sunanları bir kalemde yok etme gayretine girişmişlerdir. Oysa bu ülke bizim/hepimizin, hepimiz bu gemideyiz; özellikle demokratik meslek örgütlerinin bu konulardaki birikimleri göz ardı edilmeden, daha da fazla zaman geçmeden ortak akılla sorunların üstesinden gelmememiz için hiçbir sebep yok.”

İstanbul kırmızı alarmda

İstanbul'da 05.10.2020-11.10.2020 tarihleri arasında 45 kişi koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybetti. İstanbul'da salgın nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı 3.090'dan 3.135'e yükseldi. Toplam Hasta: 131.692.Toplam Ölüm: 3.135.Son 1 hafta içerisinde tespit edilen hasta: 2.847. Salgınlaa ilgili olarak Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz'da ''Önümüzdeki süreçte zorunluluklar dışında evlerin içerisindeki toplu etkinliklerden kaçınmakta büyük yarar var. Aynı evde bulunacak kişi sayısı misafirlerle birlikte 10’u geçmemeli.''açıklamasında bulundu.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise yaptırpı son açıklamada başta İstanbul olmak üzere Bursa, Kocaeli, Kahramanmaraş ve Denizli’deki artışların bütün Türkiye için risk olduğunu vurguladı. Bakan açıklamasında şunları söyledi:

"Lütfen sözlerimi sadece sayılara, oranlara dikkat ederek değil tekrarlanmasında çok büyük faydalar olan tedbirlere dikkat kesilerek dinleyin.

* Yaza nispetle oldukça riskli olan sonbahar aylarına girdik. Önümüz kış. Zamanımızın büyük kısmı kapalı alanlarda geçecek, virüsün yayılım imkanı genişleyecek.

* Corona virüsü grip üzerinden yayılırsa salgınla baş etmek daha da zorlaşır. Sizden ricam ilk günlerdeki titizliğe dönmenizdir. Salgın geçen yıl Aralık ayında başlamıştı. Dünyanın her köşesini etkilediği için nerede başladığının artık önemi yok.

* Eldeki bilgilere göre virüs en az 39 milyon kişiye bulaştı. En başta bu sayı sadece 1’di. Corona virüsü dünyaya o 1 bir kişiden yayıldı. Ve o 1 sayısı 39 milyona ulaştı.

Aktif vaka 70 milyonu geçti

* Bulaşma riski açısından baktığınızda tüm dünyada aktif vaka sayısı geçmiş aylara kıyasla kat kat fazladır. Halen dünyadaki aktif vaka sayısı 70 milyonun üzerindedir.

* Her şeyden önce virüsün nasıl bulaştığı ve alınması gereken önlemleri, hayatımızı onunla baş ederek nasıl sürdüreceğimizi çok iyi biliyoruz. Radikal çözüme malesef zaman var.

* Bu zaman boyunca virüse geçit vermemeliyiz. Corona virüsü kişiden kişiye solunum yoluyla geçmektedir. Maske vazgeçilmez bir tedbir hatta tedbirlerin en önemlisidir.

HES uygulaması yaygınlaştırılacak

* Bilim adamlarımız maskenin koruyuculuk özelliğinin yüzde 90’a kadar çıktığını söylemektedir. Bugünden itibaren tavizlerin riski fazlasıyla artmaktadır.

* Lütfen evinizin dışındaki kapalı ortamlarda maske takmayı ihmal etmeyin. Aile ziyaretlerini erteleyin. Sizin için rehber olan HES uygulamasından mutlaka yararlanın.

* Bazı bölgelerde HES’e ilgi maalesef düşük. Erzurum ve çevresinin insanı için söylüyorum, HES’i kullanmak sizin için kıtlama çayı içmek gibi olmalıdır.

* İş yerleri çok dikkat edilmesi gereken ortamlardır. Herkes diğerinden taşıyıcı imiş gibi korunmalı ve günlük hayat buna göre düzene konulmalıdır. Sosyal mesafe virüse karşı ikinci tedbirdir. Sonbahar ve kış aylarında sosyal mesafenin önemi arttı.

* Mesafe ne kadar azalırsa virüs solunum yolu vasıtasıyla o kadar kolay bulaşmaktadır. Çünkü solunum yoluyla havaya damlacıklar çıkmakta ve solunum yoluyla geçmektedir.

* El temizliği üçüncü tedbirimizdir. Bu konuda alışkanlığın ötesinde titizlik göstermeliyiz. Bu üç tedbire uymak, bizim filyasyon ekibi, günlük test, yatak kapasitesinden daha önemlidir. Bunlara ihtiyacımız tedbirlere uyulup uyulmadına bağlı olarak değişmektedir.

Yasaklar geri geliyor

* Bilim aşı konusunda önemli gelişmeler gösteriyor. Fakat bilinen o ki, aşı bulunana kadar dünyayı zor günler bekliyor. Avrupa’da ciddi önlemler alınmazsa Nisan ayına kadar ölüm oranlarının 5 kart artabileceği söylendi. Covid-19 bölgedeki ölüm nedenleri arasında 5. sırada.

* Dünya Sağlık Örgütü’nün endişesi boşuna değil. Fransa’da 8 kentte gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi, İspanya’da ve Hollanda’da bazı eğlence yerleri kapatıldı. Almanya’da katı tedbirler tekrar konuşulmaya başlandı.

* Fransa’da vaka sayısı dün 30 bindi, İspanya’da 35 bini geçti. İtalya’da salgının başından bu yana en yüksek rakamlara ulaşıldı. Belçika’da yoğun bakım ünitelerinde bu seyirle Kasım ayı ortasında dolacağı belirtiliyor. İngiltere’de bazı kısıtlamalara gidildi. Avrupa’daki bu tablo ikinci dalga olarak nitelendirilmektedir.

İstanbul'da artış hızla sürüyor

* Salgın dünyanın bir yerinde yükselişe geçtiği zaman bunu diğer bölgeler izliyor. Sizlerle bazı endişelerimi açıkça paylaşmış, 1 milyon 100 bini aşan sağlık çalışanımızla her zamankinden daha çok çaba içine girdiğimizi belirtmiştim.

* Bir ay öncesine kıyasla yayılımın önünü kestik. Bulaşma riski açısından aktif vaka sayısı artmış durumda. İstanbul, Bursa, Kocaeli, Kahramanmaraş ve Denizli’deki artış bütün Türkiye için risktir.

* Salgının önü ancak yeni bulaşmalar önlenerek geçilir. Bize yardımcı olun, virüsün size bulaşmasına izin vermeyin. Başkalarını da kendinizi korur gibi koruyun. Tedbirlere uymayan, salgında yurttaş olarak sorumsuz davranan kişilere karşı gerekli mekanizmalar var. İçişleri Bakanlığımız büyük çaba gösteriyor maske ve mesafeye uyulması için.

* Düğün, nikah gibi törenler kuralına uygun yapılması için takip ediliyor. Bu denetimlere sizin çevrenizde yaptığınız nazik uyarıları da eklemek istiyorum."

Yorumlar (0)