05.06.2018, 20:51

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne malzeme taşımak

Kendi inanç ekseninden ziyade, arabesk argümanlara dayanan bir Alevilik anlayışı almış başını gidiyor. Alevilik inancıyla alakasız, gösteriye dayanan veya kullanılmaya müsait ve omurgasız örgütlenmeler maalesef yıkılmaya mahkûmdurlar. Çünkü uzun süre bu inancın mensuplarını kandıramayacaklarıdr.
Oysa biliyoruz ki, bu ülkede yok sayılan, rencide edilen, değerlerine saldırılan Alevilerin gerçek anlamda bir örgütü olmadığı gibi, olan kitle örgütlerinin de inanç ekseninden ziyade, güncel siyasi-politik ve ideolojik yaklaşımlı kuruluşlardır. Yani kendini var edebilecek, kabul ettirebilecek bir yapıya, donanıma ve altyapıya sahip değillerdir. Bunun sonucunda olaylara bakışları, algılamaları ve yaklaşımları; yarar sağlamak, öne çıkmak olacaktır. Bu da savrulmaları, başkalarına dayanmalarını hızlandırarak gerçek alevi inancından uzaklaştıracaktır.
Yaşadığımız geçmiş ve yakın süreçte, yaşadıklarımız bize bir şeyler hatırlatmıyorsa, ders çıkaramamışsak, kim olduğumuzu bilmiyorsak, inanç ve değerlerimizle düşünemiyorsak başkalarının bizi asimile etmesine gerek yoktur, çünkü biz kendi kendimizi tüketmişiz demektir. "Cem evi, cümbüş evidir" demenin doğallığını, köprüye Sultan Selim ismini vermenin popülerliğini, Ebu Suud efendiyi övmenin memnuniyetini veya meydanlarda bu inanç mensuplarına göndermelerde bulunmanın haklılığına alkış tutmanın tam zamanı. Elbette kavgaya, gürültüye, ayaklanmaya meydan verebilecek davranışlardan kaçınmak gerekir. Ama kendi haklarının bilincinde olmayan, dik duramayan, bu inancı ve mensuplarını savunamayacak kadar basiretsiz olmanın ötesinde, iftar sofralarında şişmiş olan midelerinize yüklenmenizin de gereği yok sanırım.
Bu ne sevgidir, bu bağlılık ve koşuşturmanın sırrı ne? Alevilikte "yetmiş iki millete aynı nazar ile bakınız"ın zerresini bu inanç mensupları sizden görmemişken, başkalarına insancıl, hümanist görünmenin şirinliğini nasıl anlatabilirsiniz? Göğsünüzde madalyon gibi taşıdığınız dede, pir, kanaat önderi, aydın payelerini sizlere kim verdi, kimlerin temsilcilerisiniz? Şayet Alevileri temsilen,  Alevilerin sorunlarını anlatmak üzere oradaysanız, dik durabilecek yapıya sahipseniz, Suriye'de Alevilere yapılanlara, bu topraklarda on yıllık süre içerisinde aşağılayıcı, ötekileştirici, mezhepçi söylem ve uygulamalarda neredeydiniz? Yoksa Madımakta yakılan otuz yedi canın süren davanın zaman aşımına uğratılıp "millete hayırlı uğurlu olsun" diyen bir zihniyetten dört dörtlük bir alevinin nasıl olunduğunu yakından görmenin merakıyla mı oradaydınız? Alisiz alevilik adına iftara gitmediğinizi biliyorum. Sizin oraya gitmenizdeki mantığın, biz Alevilere yansımasını, hanemize nasıl yazılacağını, Alevi sorunlarına bakışınızı bu inanç sahiplerine bir an önce anlatsanız iyi olur. Aksi halde yapmış olduğunuz Sultan Selim köprüsüne malzeme taşıdığınızı, Ebu Suud efendiye, Kuyucu Murat Paşaya, İdrisi Bitlisiye bir anlamda rahmet okumuş gibi olacağınızı aklınızdan çıkartmayınız..
Çetin bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç hem Alevilerin kendileriyle hesaplaşması, korkularıyla yüz yüze gelmeleri, hem de var olmanın, öze dönmenin önemini şiddetlice hissettirdiği bir dönemeç olduğu gözden kaçmamaktadır.Her anlamda yabancılaştığımızın korkuları gerçek inanç sahiplerini tedirgin ettiği kadar, alevi önderi olarak lanse edilenlerin de doğru bir tarzda rehberlik edemediklerine şahit oluyoruz. Alevilik adına anlatılanların, aslında eksikliğini hissettiğimiz manevi yönümüzden çok, dünyevi olduğunu, bilgi kirliliğinden kaynaklanan tanımsızlık, siyasal ve politik tanımlamaların yarattığı tahribat, bunun yanında asimilasyoncu politikalar da eklenince her anlamda bir kuşatılmışlık yaşayan Aleviler, doğru bir önderlikten yoksun olduklarında sapmalar da kaçınılmaz oluyor.
Bu sapmalar, bazen Alevileri İslam dışı, İslam öncesi, hayat tarzı, felsefe, Alisiz Alevilik gibi dışa vurumlarla gündemimizi kirletirken, bazen de mevcut siyasi erke boyun eğen, yanaşmacı,edilgen ve "olur efendimci" bir anlayışı dayatmaktan öte gitmiyor. Kısacası içi çeşitli anlamsızlıklarla doldurulmuş bir Aleviliği önümüze koymaktan başka çareleri kalmıyor.
Ne yapılmalı? Bütün bu olumsuzlukların çaresi var mıdır? Bunlara dur diyebilecek hiç bir kimse yok mu? Aleviler Alevilik inancı diye kendilerine dayatılan ve Allah-Muhammed-Ali üçgeninde oluşturulan bu ilahi inançla hiç mi buluşamayacaktır? Elbette hayır, yüreği gümbür gümbür Ali ve Ehli Beyt aşkıyla yanan milyonlarca Alevinin içinden doğru önderlik yapabilecek, onları tekrar On iki İmamlarımızla buluşturabilecek nitelikli kardeşlerimizin olduğunu biliyorum ve inanıyorum.

Yorumlar (0)