27.01.2022, 05:52

Yemyeşil bir Türkiye, berrak denizler, mutlu güleç insanlar için...

Yıl 1995 Büyükçekmece’de Çevre Koruma Derneği ve Büyükçekmece Tüketiciyi Koruma Ve Bilinçlendirme Derneğini kurmak için koşturduğumuz günlerde ki (O günler dernek kurmak bayağı zor bir işti) bir karalamam geçti elime. Pembe gözlüklerimi takmışım, ülkeme bakıyorum. O günlerde enflasyona alışmışız, borsa ile tanışmışız, dilimizde gümrük birliği, gönlümüzde AVRUPA TOPLULUĞU. Her şey 21. yüzyıla yönelik, her şey daha güzel yarınlar, daha mutlu insanlar vaat ediyor. Her şeyin parayla ölçüldüğü bu dünyada verimli Anadolu ve Rumeli topraklarımızdan ürettiklerimizle Avrupa’yı, Orta Asya’yı, Arabistan yarımadasını biz besliyoruz… NASIL? şimdi benim pembe gözlükler takıp, pembe düşler gördüğümü mü ileri sürüyorsunuz?..Yok canım, o denli karamsar olmayın, ülkemizin gerçek gücünü anlamak için siz de yeşil gözlüklerinizi takın (pembeler bende kalsın), şu yeşil dünyaya bir bakın…

İşte yeşil Türkiye manzaraları, sebze-meyve ambarı yeşil bir ova.. Eskiden Bursa öyleydi. İşte tüm Marmara, Ege ve Akdeniz bereket dolu Türkiye. Düşünün bir kez, bir yanda ileri teknoloji üreten sanayileşme ve kentleşme uğruna ekilecek alanlarını bütünüyle kaybetmiş Avrupa. Bir yanda ise dört mevsim gülümseyen güneşi ile Türkiye. Ülkemizin 21. yüzyılda ticaret savaşlarında üstünlük sağlaması o denli de olanaksız değil. Örneğin; bizler bolluk, bereket ambarı yeşil alanlarımızı korudukça, sebzelerimiz, meyvelerimiz çağdaş yöntemlerle saklanıp, bozulmasın diye şoklanıp Avrupa pazarlarına sunuldukça zenginleşmez miyiz? İstediğin kadar sanayileş, her metre kare toprağın fabrika olsun, sofraya oturunca tabağına binlerce dolar koysunlar, nasıl yiyeceksin? karnın nasıl doyacak?...Evet! Anadolu ve Rumeli topraklarımızın verimi, halkımızın geleceği için petrol kadar, su kadar önemli.

Şimdi, bu güne dönelim. Ne pembe gözlüğüm kalmış gözümde, ne yeşil. Bu karalamamdan bu güne 26-27 yıl geçmiş. Bursa ovası neredeyse tümüyle sanayi ve yerleşim alanı olmuş. Bursa’da top oynadığım günlerde içinde kros koşuları yaparken uzanıp şeftalileri dalından yediğimiz arkadaşımın şeftali tarlası bile sanayi sitesi olmuş. Trakya’mı? Çorlu, Lüleburgaz, Saray, Çerkezköy fabrikalarla dolmuş. Tanrının bize verdiği ormanları yok ettik, suları kirlettik, tarım alanlarını fabrikalarla doldurduk. Sağ olsun iş bilen, siyasilerimiz. Türkiye’min, vatan topraklarının kulanım gayesini gösterir bir haritası bile yok. Neresi tarım alanı, neresi yerleşim alanı, neresi sanayi alanı, neresi otlak belli değil. Bir de ormanlarımıza termik santraller, derelerimize Hidroelektrik santraller, bunlar yetmiyormuş gibi doğası en güzel yerlerimize de nükleer santraller kurma, sulak alanlarımıza hava alanları yapma çabaları bitmiyor. Yaptıkları enerji santrallerinin ürettiği enerjinin hepsini toplasınız kayıp ve kaçak enerjiyi ancak karşılayacak. Boş ver, girsin paralar cebe. “Onlar da bir gün paranın yenemeyeceğini anlayacak”. Kızıl Derili Reis, Seattle’nin Büyük Beyaz Adam’a mektubunda dediği gibi. Hep söylüyorum, Biz Sivil Toplum Kuruluşları da, daha iyi örgütlenmeliyiz. Üzerimizden ölü toprağını atıp, dur diyecek ve dediğini yaptıracak güce ulaşmalıyız. Her gün facebooktan arkadaşım değerli insan Poyraz Poyrazoğlu ta Elbistandan feryat ediyor. Gelsinler bizi öldürsünler, buraya iki termik santral daha yapacaklar diyor. Ama Elbistanlılar bile suskun. Son günlerde Dersim’den, Ilısu barajından gelen yürütmeyi durdurma kararlarının e-postaları içimize az da olsa su serpti. El ele daha yapacak çook işimiz var çoook. Sağlıklı kalmanız dilekleriml

Yorumlar (0)