07.08.2020, 06:09

Yeni bir dünya konjonktürüne doğru

2011 yılında Arap baharıyla başlayan Ortadoğu  konjonktürü, kendi finaline doğru hızla ilerliyor. ABD’nin anti İran siyaseti, yepyeni bir konjonktürün doğuşuna ebelik etmeye başladı bile. İran’ı yok sayma siyaseti, kendi içinde tek kutuplu küresel dünya yerine, iki kutuplu, rekabetçi bir küresel dünyaya davetiye çıkarıyor. Sanıldığının aksine yeni kutbun temsilcisi Rusya olmayacak. Rusya ve Putin, tıpkı, Türkiye ve Erdoğan gibi, geçmiş konjonktürün ürünleridir. Ne Rusya’nın ne de Türkiye’nin konjonktür oluşturma gücü ve meziyeti vardır. Dünya siyasetinin yön tayin edici devası güçleri dikkate alındığında, Türkiye ve Rusya, henüz ergen bile sayılmazlar. Ayrıca, başka ülke ve güçleri kendi eksenleri etrafında toplama gibi, çok ciddi bir ekonomik pastayı da temsil etmiyor. 

Ama Çin öyle değildir. Çin dev iş gücüyle ve geliştirdiği melez teknolojisiyle, hem dünya için büyük bir sorun hem de kendisi için. Bir kez 2 Milyar nüfusa sahip olmak, çok ciddi bir iç tehdide sahip olmak demektir. Allame-i cihan olsanız bile gelir dağılımındaki adaleti sağlamanız mümkün değil. Çin’in, kendisi için sorun olan diğer niteliği, küçük bir azınlığın diktatoryasıyla yönetilmesidir. Yönetilenlerin en küçük fısıldaması, dünyaya gök gürültüsü gibi yansır. Çin’in bu dev nüfusu besleyip yönetmesi, dünya pazarlarına tıpkı ABD gibi talip olmasıyla mümkündür ancak. 

Çin ve ABD, İran eksenli çekişmede, dünya siyasetinin yeni kilometre taşlarını döşemeye başladı. Dolayısıyla bu yeni durumun en gerilimli alanını, yine geleneksel olarak Ortadoğu temsil edecek. Özellikle de İran’a sınırı olan ülkeler bu kapışmadan ziyadesiyle nasiplenecek. Tam da bu noktada Türkiye temelde ABD çıkarlarına aykırı biçimde Kürt güçlerini Suriye ve Irak’ta baskılama siyasetine tam gaz hız vermiş durumda. Oysa Hem ABD hem de AB’nin Çin karşıtı konjonktürde Kürt güçlerine ekmek su kadar ihtiyacı var. Eğer NATO’nun etki alınanında bir genişleme ihtiyacı oluşursa, bu ihtiyaç evvelemirde Kürt güçlerini kapsayacak. 

Sözünü ettiğim iki kutuplu dünyanın yeni perspektifi için Çin, Kürdistan bölgesel yönetimiyle çok dikkate değer ilişkiler kuruyor. İran geleneksel ilişkilerini kullanarak Talabani güçlerini kendi etrafında toparlıyor. İran, sırf Talabani güçlerini tahkim etmek amacıyla Kandil’e saldırılar düzenliyor. ABD ise, PYD kontrolündeki petrol havzalarında, ABD’li petrol şirketleriyle anlaşmalar imzalıyor ve bu anlaşmaları yaptırımlardan muaf tutuyor. 

Peki Türkiye ne yapıyor? ÖSO güçlerini yedeğine alarak Suriye sahasında kalıcı olmaya çalışıp, İdlip’te artık kaydedenler kulübüne terfi etmiş olan selefi güçlerle, son ömür uzatma seansları yapıyor. Libya’da iki büyük güç olan Fransa ve Rusya’yı karşısına alarak, MİT’in mucizeler yaratacak potansiyeline yatırım yapma hayalleri kuruyor. 

Yeni dünya konjonktürünün şekilleneceği coğrafyanın merkezinde yer alan Türkiye, fay hattının kalbinde, doğru siyaset izleyeceğine, eski konjonktürün son kalıntılarına, mağripteki son ve bulunmaz mal muamelesi yapıyor. Türkiye, Ortadoğu dansında yerel ve yerli partnerlere sahip değil. Yerel ve yerli partnerlere sahip olmadan Ortadoğu’da vals yapılamaz. 

Taşıma suyla değirmen dönmez. 

Eğer Türkiye yeni ve iki kutuplu dünyada sağlam bir yer edinmek istiyorsa, Ortadoğu’daki bütün Kürt potansiyeliyle hakkaniyetli ve adil bir ilişki kurmak zorunda. Kürtlerle ilişkilerini normalleştirmeyen bir Türkiye, BEKA Sorununu çözemez. Kürtler Türkiye için tehdit değil, tam tersine, gelecekteki en sağlam ve en güvenilir güçtür. 

Yorumlar (0)