27.11.2021, 07:39

Yoksulluk erdem midir?

Yazar Muhammed Emin Yıldırım ne güzel söylüyordu ‘’ Bize fakirliği peygamber ahlakı olarak anlatan adamlara gidin bakın, onların hayatında fakirlik yok’’ Bu şahane tespitin hak ettiği bir soru var ve o soruyu sormamak, açıkça ahlaksızlık olur. Soru şudur; hayatlarında fakirliğin olmadığı o adamlar, neden fakirliğin peygamber ahlakı olduğunu vaaz ederler? Eğer fakirlik peygamber ahlakıysa, neden bu güzel ahlaktan nasiplerini almayı düşünmezler? Bu adamların sevaplara ihtiyacı yok mu? Bu adamlar peygamber ahlakına hiç gereksinim duymazlar mı?  Anlaşılan varsıların peygamber ahlakına hiç ihtiyacı yokmuş; çünkü yoksulluğun nedeni onların varlık içinde olmasıdır.
Ne güzel söylemişti Wittgenstein; ‘’ eğer yalan söylemek insanların çıkarınaysa bize neden doğruyu söylesinler?’’ Varsıllar, diğer bir değişle zenginler, kendi çıkarlarını perdelemek için, yeryüzünde kurdukları cennetlerini gözlerden uzak tutmak için, fakirliği yüceltirler. Fakirliği yüceltip, onlara bir emzik gibi bir gelecek hikayesi empoze ederler. Oysa biz çok iyi biliyoruz ki, bugünü, şimdisi olmayanların geleceği de olmaz. Varsılın, zenginin şimdisi, bugünü var, o nedenle de gelecek kaygısı yoktur. Onlar bugünlerinin yılmaz koruyucusudurlar. Her ne pahasına olursa olsun, bugün, şimdi kurdukları ve içinde yaşadıkları cenneti savunurlar.
Fakirliği, yoksulluğu yüceltip, peygamber ahlakıyla terfi etmelerinin nedeni, bugünü ve şimdiyi, fakirlerle, yoksullarla paylaşmak istemedikleri içindir. Onlar zenginliği hiç kimse ile paylaşmıyor ama fakirliği herkesle paylaşmaya çok istekli görünüyorlar. Zenginlik, tekel olarak kalsın ama fakirlik tabana kadar yayılsın!!. İşte bu durum kadim, zengin fakir çelişkisinin temelini oluşturuyor.
Bütün iktisat kitapları, fakirliğin esas sebebinin, çalışan insanların ürettikleri emeklerinin ödenmemiş sonucu olduğunu yazar. Zaten başka türlü sermaye de birikmez. Herkes emeğinin karşılığını alırsa dünyada fakirlik mi kalır? Demek ki, fakirliğin birinci sebebi, el konulan ödenmeyen hakkedişlerdir. Ve esasen bütün mesele de buradan kaynaklanıyor. Zenginin yalan söylediği yer de burasıdır. Hem yalan söylediği hem de fakiri kandırmaya çalıştığı yer burasıdır.
Fakirlik bir erdem değildir. Fakirlik bir kader değildir. Her kim fakirliğin bir erdem ve kaçınılmaz bir kader olduğunu söylüyorsa yalan söylüyor. Yokluk nasıl erdem olabilir ki? Yoksul insan, diğer yoksul insanların ihtiyaçlarını gidermez. Yok, nasıl gidersin?  Erdem, bizim kendi kendimizi ‘’iyi ‘’insan olarak terfi etmemiz değildir; erdem ötekiler için, iyi bir şey yapma halimizdir. Ötekilerin hayatını kolaylaştıran her davranışımız, erdemli davranış olarak adlandırılır.
Kader de öyledir; bir el, hak ettiğimiz bir şeyi, bizden esirgiyorsa, bunun kader olduğunu söyleyemeyiz. Çalışmamızın karşılığını hakkıyla ödemeyen biri bizi, bir kader mahkûm edemez. Etse bile bu kader değil, sömürüdür. Bozuk düzenleri, sömürü düzenlerini, kader diye bize yutturmaya çalışanlar, gerçek yalancılardır.
Fakirlik ve yoksullukla mücadele etmek demek, insan olmaya çalışmak demektir ve esasen de insanlığa sahip çıkmak anlamına gelir. İyi insan, her şeyden önce yoklukla, fakirlikle mücadele eden insandır. Bu mücadele erdemli olmanın biricik zeminidir. Yoksullukla mücadele etmeyen insan erdemli olmaz. İyi ahlak sahibi olamaz. Yoksulluk, salgın hastalık gibidir. Her yere her şeye sirayet eder. Yoksul insanları tembellikle suçlamak, dünyanın en büyük yalanıdır. Haydi diyelim, birinin tembel olduğunu varsayalım ve yoksulluğu da bu tembel halinden kaynaklansın. Peki, evlatlarının günahları ne? O yoksul ve tembel insanı o halde bırakmak, onun evlatlarını da cezalandırmak anlamına gelmiyor mu? Belki, evlatları çok çalışkan insanlar olacaktır?
Zengin, zenginliğini paylaşmak istemediği için, o evlatların bir şansı olmayacak. Zengin, zenginliğini paylaşmak istemediği için, fakirlik baki kalacak. Ve fakirlik baki kalacağı için de birileri, özellikle de varsıllar bunu peygamber ahlakı olarak anlatmaya devam edecekler.

Yorumlar (0)