10.04.2020, 07:12

Yüzleştiklerimiz

Uzun bir aradan sonra tekrar yazabilmek güzel, Damga ailesine teşekkürler…

Felaket zamanlarında kriz yönetimi çok önemlidir. Aldıkları/ alacakları kararlar hayati önemde olduğu için gerçek liderlerin turnusolu niteliğindedir.

Tüm dünya bir salgın felaketi yaşıyor. Yapılması gerekenler belli. Devlete düşen gerekli her türlü önlemi almak, vatandaşa düşen bu kararlara uymak. Burada olay, karar vericilerin konuya nasıl yaklaştıkları. Bu salgını fırsata mı çevirmek, yoksa bilimsel veriler ışığında salgının önüne geçmek mi aslolan?!

Olması gerekenin ikinci şık olduğu düşüncesindeyim. Ancak yaygın deyimle; hayaller ve gerçekler…

Aralık ayında ortaya çıkan salgın karşısında, gerçekten yurttaşlarını düşünen yönetimler, bilimsel veriler ışığında erken önlemler almalıydı. Örneğin, yurtdışı temasları azaltmalı, umre gibi insanların yoğun bulunduğu organizasyonlara ara vermeli, havalimanlarında ateş ölçmekten ibaret yetersiz önlemlere dikkat çekenleri sırf muhalifler diye linç etmek yerine eleştirileri incelemeliydi.

Hadi bunlar ilk şaşkınlığın arızalı kararlarıydı diyelim. Peki ya sonrası?

Alınan kararlara, yapılan uygulamalara bakıyorsunuz, nereden tutsanız elinizde kalıyor.

Evde kal dedikten sonra bir bakıyorsunuz bin lira alacağım diye insanlar PTT önünde yığınlar oluşturuyor, sosyal mesafe falan yok. Ertesi gün “pardon” deyip şubeleri kapatıyorsunuz.

Yurtdışından gelenleri kontrolsüzce ülkenin dört bir yanına dağıtıyorsunuz, salgın 81 ile, köylere kadar yayılıyor, yine çıkıp “pardon” diyorsunuz.

Ülkenin Sağlık Bakanı, “Hastalığın bu kadar bulaşıcı olduğunu bilmiyorduk, pardon” diyor.

Diyanet, olayı “imtihan” diye pazarlıyor, dua seansları, VIP cuma namazları düzenliyor.

İsminin önünde Prof. ünvanı olan biri, “Virüsü Allah nüfus planlaması için yarattı” mealinde açıklamalar yapıyor.

Samanı Bulgaristan’dan, eti Sırbistan’dan, kırmızı mercimeği Kanada’dan. buğdayı Rusya’dan vs vs alan ülkemizin, temel gıda maddelerini fazlasıyla ürettiğini, hatta ihracatçı konumunda olduğumuz anlatılıyor ekranlardan!!! Yerseniz…

Başka ülkelerde hükümetler vatandaşlarını ekonomik açıdan rahatlatmak için varını yoğunu dökerken, bir bakan çıkıp faturaları mobil hizmetlerden yararlanarak yatırmamızı öğütlüyor.

Siyasete alet edilen yardım kampanyaları hakkında yazmaya bile gerek duymuyorum.

İNŞAATLAR NEDEN DURDURULMUYOR?

Salgın pek çok sektörde kepenk kapattırdı. Ama bir istisnası var; inşaat.

Her sorunu inşaat yaparak çözeceğini düşünen, müteahhitliği ululaştıran yönetim biçimimiz, ister kamu ister özel, inşaatları durdurmayı aklından bile geçirmiyor. Sağlık durumları belirsiz mültecilerin yoğunluklu çalıştığı bu sektör, koşulları dolayisiyla mahalle aralarına serpiştirilmiş bombalardan farksız.

YEREL UYGULAMALAR BERBAT

Geçen gün yaşadığım sitenin önüne bir ambulans, bir de jandarma aracı yanaştı. İçeriden, nefes almakta zorlandığı her halinden belli olan yaşlı bir kadın, iki sağlık görevlisi tarafından sedyeye alınmadan, önlemsiz, karga tulumba çıkarılıp ambulansa bindirildi. Bunlar olurken bir başka görevli, alında ateş ölçer aletle jandarmayla şakalaşıyordu. Tabi etrafta meraklılar eksik değildi. Sağlıkta geldiğimiz son noktayı ibretle izledim. Neyseki kadıncağız alzaymır hastasıymış, öfke krizine girince nefes darlığı yaşıyormuş, tüm aileye test yapılmış, hastalığa rastlanmamış.

Belediyeler başka bir alem. Sokakları yıkayarak iş yaptıklarını zannediyorlar. Asıl yapmaları gereken larva mücadelesini askıya aldılar. Bol sivrisinekli yaza hazır olun.

SONUÇ:

Yazının girişinde de belirttiğim gibi bu tür felaketler, yöneticiler için turnusol kağıdı. Yaşadıklarınızı, yaşatılanları bir kenara not edin. Salgından kurtulup sandık başına gidebilirsek, ister yerelde ister genelde liyakat sahibi olanları göreve getirelim. Yaşadığımız bu büyük yüzleşme gelecek nesiller için şans olsun.

Yorumlar (0)