23.05.2018, 19:01

Dünya ve biz

Köşe yazılarımın bir konuda bana çok yararı oluyor. Rahmetli Osman Çağıran hocaya döndüm. Nerde bir doğa haberi duysam not alıyorum. 
Gazetelerden haberleri kesip arşivliyorum. Yazıların fotoğraflarını çekiyorum. Sonra o yazıyı okumamışlar da okusun diye köşe yazılarımda okuyucularımla paylaşıyorum. Türkiye'nin her tarafından her gün aldığım E/Posta haberleri de cabası. Siyaset yazsam malzeme çoook. 
Ama sevgili okuyucularım ve sevenlerim E-Posta yoluyla bana destek veriyorlar. Rastladığım bir yazıdan anlatılanları yazarın ağzından aktarıyorum size. Hepimizin alacağı bir ders var içinde. Bir Prof. Şöyle anlatıyor. On-onbeş yıl evveldi Stockholm'e gitmiştim. 
Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin tıraş olmak için lavaboya gittim. Aynanın yanında ilginç bir not gördüm. "Lütfen, tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yandaki kutuya bırakın. Bir tek jilet kadar bile olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun." Hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya deyince bütün dünyada akla İsveç Çeliği gelir. İşte o ülke bir tek jiletin bile çöpe gitmesine mani olmak için turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. 
İsveç'te zaman, zaman belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur. "Şu tarihte, şu saatte adamlarımız gelecek. Lütfen siz hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız kitap, dergi, gazete, kağıt, ambalaj kutusu, ilaç prospektüsü ne varsa kapının önüne koyun. İsveç'in kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç zayiatına engel olun." Doğrusu mest oldum. Bizim televizyonlarda ise dizi dizi diziler. 
Bizim böyle şeylere ihtiyacımız yok demek ki. Ben iki yıl öncesine kadar okul, okul gezip ambalaj kutularının çöp olmadığını, onları geri kazanarak gerek orman varlıklarımızı gerekse yer altı zenginliklerimizi koruyacağımızı anlatıyordum. İnşallah seçimden sonra eğitim seven bir iktidar gelir de devam ederiz. 
Her gün 3-4 gazete alıyorum. Cumartesi, Pazar günleri verilen ilavelerle bir haftada bir yığın gazete biriktiriyor ve toplayıcıları balkonda bekliyorum. Onlara veriyorum. Çöp kamyonları gelip onları evsel atıkların içine atmasın diye. Gören birkaç komşu da öyle yapmaya başladı. Ya Japonlar, son derece sade, basit, mütevazı yaşayan         insanlardır. 
Bostancı'da aynı katta karşılıklı dairelerde oturduğumuz, ilkokuldan sonra yanımda kalan, okuyan benim evlendirdiğim baldızımın kocası Türkiye'nin en tanınmış rehberlerindendir. Mütevazı evlerimize misafir olan Japon turistler bizim evlerimize saray gibi eviniz var diyorlardı. Onlar evlerini mobilya ile, eşya ile doldurmazlar. Japon'lara göre evlerini mobilyalarla tıka basa dolduranlar ruhen tekâmül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. 
Hikâyeye bakın, Vaktiyle Japon ekonomisi dar boğaza girer. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Durumu olanca açıklığıyla anlatır ve şu andan itibaren Allah şahidim olsun ülkemin iç ve dış borçları ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim der. Dediklerini yapar. Tüm insanlar israftan kaçınma kampanyası açarlar. Japonya bütün borçlarını öder. 
Bu durumun toplumun bütün kesimlerini kapladığını söylemeye gerek yok. Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu israf etmekle, gelecek nesilleri düşünmemekle biz zalimler ordusu olmuyor muyuz? Maddi durumumuz ne olursa olsun, çok dikkatli olmak zorundayız. 
Artık bıçak kemiğe dayandı. Gelecek nesillere de yaşayabileceği bir dünya bırakmak insanlık görevimiz. Biz "DOĞANIN EMANETÇİLERİ" rolünü benimsedik. Sizlerden de öyle düşünmenizi istiyoruz. Sağlıklı yaşamanız dileklerimle. 

Yorumlar (0)