25.11.2021, 05:40

Dünyamızı alt üst eden iklim değişikliği

Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi hocam 17 Kasım'da bana gönderdiği bildirimde çok güzel anlatmış. 2-3 hafta sizi sıkmayacak şekilde sizinle paylaşacağım. Bu konuya çareler bulmak için Paris'te yapılan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin Ülkemiz tarafından da imzalanması olumlu oldu. Ancak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi (BMİDÇS) çerçevesinde kabul edilen Paris Sözleşmesi’ni 22 Nisan 2016 yılında imzalamıştır. Paris Antlaşmasına taraf olunmasına ilişkin kanun teklifinin yürürlüğe girmesi ise 7 Ekim 2021 tarihli Resmi Gazete’nin 31621 sayısı ile resmiyete kavuşmuş oldu. Öncelikle hayırlara vesile olmasını diler ve emeği geçen herkese doğanın gelecekteki sağlığı ve canlılığının devamı için teşekkür etmeyi borç bilirim.

Türkiye yaklaşık 10 yıllık bir yalpalamaya dayanan Paris Sözleşmesi’ni, küresel iklim değişikliği konusunda uluslararası toplumla işbirliği içinde olmak açısından gecikmeli de olsa onaylayarak ciddi ve tarihsel bir ilerleme kaydetmiş olduk. Ülkemiz ve dünyanın küresel ısınma ile savaşımı açısından olumlu bir adımdır.İmzalanan anlaşmaya bağlı olarak kurumsal ve bireysel düzeyde çalışılması gereken birçok zorunlu konu bulunmaktadır. Ancak yetmez. Yetmez, çünkü daha yapılacak ve yapılması gereken çok düzenleme ve alınması gereken birçok zorunluluk ve yaptırımlar bulunmaktadır. Umarım imzanın önemi gereği, önce yetkililer tarafından içselleştirilir sonra da uygulanması için çabalar gösterilir.

Paris İklim Antlaşmasının imzalandığı 2021 yılında, son 20 yılda yanan orman alanına eşdeğer ormanımız sadece 1 yılda yandı ve Türkiye’nin söz verdiği karbon düşürme taahhüdünün hepsi 2021 yılında CO2 salımı olarak atmosfere salındı. Ancak halen dünyada tropik yağmur ormanları açılmakta, endüstriyel amaçlı ağaç kesimi ve madenciliğin oluşturduğu tehditler devam etmektedir. Başta özel sektöre verilen maden sahaları ruhsatları iptal edilmeli ve bu bölgelerdeki ormanlık alanlar "kesin korunacak doğal sit alanı" olarak ilan edilmelidir. Bütün araştırmalar Türkiye yüzölçümünün neredeyse yüzde 60’ına yakınının, erozyona ve çölleşmeye yatkın oluğunu göstermektedir. Erozyon önlenecek ve toprakta daha çok karbon tutularak iklim değişimleri kontrol altına alınacaksa karbon tutan yutakların artırılması gerekir. Başta orman ve mera alanları doğal sit alanı olarak korunmalı ki su depolamayı güvenceye alalım.


Kömüre Dayalı Elektrik Üretiminin Sonlandırılması , sıfır karbondioksit salımı, temiz bir hava ve sağlıklı hava solumak için imzalanan Paris Anlaşmasının gereği olarak elektrik üretiminde kömürün sıfırlanması gerecektir. Bu duruma ekonomik olarak ve teknolojik olarak hazır olunmadığını düşünüyorum. Türkiye’nin, Paris İklim Anlaşmasını imzalaması ile 2030 yılına kadar atmosfere salınan karbondioksit (CO2) konsantrasyonunu azaltmak için başta kömüre dayalı enerji üretimini, santrallerini sınırlandırması hatta kapatması beklenebilir. Mevcut durumda elektrik üretiminde kömürün payının yüzde 35 civarında olduğu düşünülürse taahhütlere uyulması çok da kolay gözükmüyor. Bugün kömür kullanarak elektrik üreten 51 santral bulunmaktadır. 10 küsur santral yapım aşamasında ve 7 santral içinde izin alınmıştır. Yaklaşık 70 kadar kömür yakılarak enerji üretilen santralin kapatılması ve yerine alternatif enerji kaynaklarının kısa sürede sağlanması pek kolay görülmüyor. Yaşamamız için çok önemli bu konuya bir iki hafta daha devam edeceğiz. Sağlıklı kalmanız dileklerimle.

Yorumlar (0)