Yemyeşil bir Türkiye, berrak denizler, mutlu güleç insanlar ülkesi Türkiye. Sevgili Okuyucular, 26 Nisan Perşembe günü belediyemizin tertiplediği "Meyvelerle Büyüsün Çocuklar" Meyve ağaçlandırması şenliğine katıldık. Proje 1000 fidan içeriyor. 700 ceviz ve 300 çeşitli meyveler. 500 adedini diktik. Çok mutlu oldum. Açılış konuşmasını ben yaptım. Sayın Başkanımız projeyi anlattı. Bu haftaki yazımda bu mutluluğumu anlatmak     istedim. 
Yine de arşivlerimi karıştırdım. Yıl 1995 Büyükçekmece'de Çevre Koruma Ve Güzelleştirme Derneğini kurduğumuz günlerdeki bir karalamam geçti elime. Pembe gözlüklerimi takmışım, ülkeme bakıyorum. O günlerde enflasyona alışmışız, borsa ile tanışmışız, dilimizde gümrük birliği, gönlümüzde Avrupa Topluluğu. Her şey 21. Yüzyıla yönelik, her şey daha güzel yarınlar, daha mutlu insanlar vaat ediyor. Her şeyin parayla ölçüldüğü bu dünyada verimli Anadolu ve Rumeli topraklarımızdan ürettiklerimizle Avrupa'yı, Orta Asya'yı, Arabistan yarımadasını biz besliyoruz. NASIL? Şimdi benim pembe gözlüklerimle hayal gördüğümü mü düşünüyorsunuz? Yok canım, o kadar karamsar olmayın. 
Ülkemizin gerçek gücünü görmek için siz de yeşil gözlüklerinizi takın. Şu yeşil yaratılmış dünyaya bakın. İşte yeşil Türkiye manzaraları. Sebze-meyve ambarı yeşil bir ova.. Yalnızca Bursa'dan bahsetmiyorum. İşte Marmara, Ege ve Akdeniz bereket dolu Türkiye. Düşünün bir kez, bir yanda ileri teknoloji üreten sanayileşme ve kentleşme uğruna ekilecek alanlarını bütünüyle kaybetmiş Avrupa. Bir yanda ise dört mevsim gülümseyen güneşi ile Türkiye. Ülkemizin 21. Yüzyılda ticaret savaşlarında üstünlük sağlaması o denli de olanaksız değil. Örneğin; bizler bolluk, bereket ambarı yeşil alanlarımızı korudukça, sebzelerimiz, meyvelerimiz çağdaş yöntemlerle saklanıp, bozulmasın diye şorlanıp Avrupa pazarlarına sunuldukça zenginleşmez miyiz? İstediğin kadar sanayileş, her metrekare toprağın yol, hava alanı, binalarla hatta fabrika olsun sofraya oturunca tabağına binlerce dolar koysunlar hadi ye bakalım karnın doysun. Evet, Anadolu, Rumeli topraklarımızın verimi, halkımızın geleceği için petrol kadar, su kadar önemli. 
Şimdi bu güne dönelim. Ne pembe gözlüğüm kalmış gözümde, ne yeşil. Bu karalamadan bu güne 23 yıl geçmiş. Bursa Ovası neredeyse tümüyle sanayi ve yerleşim alanı olmuş. Bursa'da top oynadığım günlerde kros koşuları yaparken uzanıp dalından şeftali yediğimiz arkadaşımın bağı bile fabrika olmuş. Trakya'mı? Çorlu, Lüleburgaz, Saray, Çerkezköy fabrikalarla dolmuş. Tanrının bize verdiği ormanları yok ettik. Suları kirlettik. Tarım alanlarını fabrikalarla doldurduk. Yetmiyor gibi bir de taş ocakları, maden ocakları ile termik santraller, nükleer santraller planlıyoruz. Sağ olsun iş bilen siyasilerimiz Vatan topraklarımızın kullanım haritasını bile yapmamış. Neresi tarım alanı, neresi yapılaşma alanı, neresi sanayi alanı, neresi otlak belli değil. Girsin paralar cebe. Onlar da paranın yenmediğini anlayacak. Kızıl derili reis Seattle'nin Büyük Beyaz Adama mektubunda dediği gibi.
 Ben bir vatandaş olarak mutluyum. Lions Kulüplerinin üçe bölünmeden önce 170 kadar kulübün Yönetim Çevresi Çevre Komitesi Başkanı iken Beykoz, Kayışdağ, İTÜ Ayazağa Kampusu Uçak-Uzay Laboratuarı önü, ve Büyükçekmece Tüyap Karşısında toplam 7700 ağaç dikerek vatandaşlık görevimi yaptığıma. İnanıyorum. İnşallah yeşil düşmanlarından kurtulunca daha yeşil bir Türkiye olacağız hayallerim gerçek olacak. Sağlıklı kalmanız dileklerimle. 


DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.