Ali İbrahim Önsoy

Ali İbrahim Önsoy

Namert

Bugünlerde hemen her önüne gelen kadını erkeği, yöneteni yönetileni, seçilmişi atanmışı ve ne yaşamımızdan ne de soframızdan bir türlü gitmeyen asalak “politikacılar“, “mert” ve “namert” kelimelerini çokça kullanmakta. Sanırsın bunların tümü vatandaş için çalışıyor, kötülükleri yok edip dünyayı yaşanır hale getiriyor.

Yahu siz değil misiniz “ekende yok biçende yok ama yemede ortak olan”!

Çok uzaklara gitmeye gerek yok yazılı tarihi belgelere bakalım. Canını ve malını korumak ve ürettiğini takasa ya da satışa sunarken harami ve çapulculara karşı koruma adı altında aldığınız nedir? İlkin silahlı güçleriyle ölüm korkusu yaratan ama haraç/vergi verirsen seni korurum diyen siz değil misin? Diğer yandan silahlı güçlerin yanında kimden nasıl ne kadar vergi alınacağını hesaplayıp deftere yazıp vergi sistemi kuran siz değil misin? Bu da yetmedi ilmiye adı altında sözde bilimsel, içerikte boyun eğdiren manevi değerleri kurumsallaştırıp karşımıza “devlet” yapısını çıkaran siz değil misiniz?

Kendinizi dev aynasında görüp hemen herkesi canlı “ama” insan benzeri diye sıfatlandıran siz değil misiniz? Tarlanızı sürmeniz için koşturduğunuz, eline silah verip savaşlar ve işgaller çıkarıp ölüme gönderdiğiniz kim? Eğlenmeniz ve neşelenmeniz için bazen birbiriyle bazen de vahşi hayvanlarla kavga ettirdiğiniz kim? İçlerinden birkaçını sadık elemanı yapmak için ölüm kalım yarışması yaptın ve dedin ki sağ kalan adamımdır. İnsanları birbirini öldürmeye mahkûm etmek ve kurulu sisteminin devamı yani “seni senden korumak için” değil mi?

Romalılar savaş esirlerini birbiriyle ölümüne kavga ettirip sağ kalanın bir başka güne kadar kafeslerde beslerdi. Romalı yöneticiler güçleriyle böbürlenmeyi esir aldıklarını halka açık belli günlerde birbiriyle acımasızca dövüştürür ayakta ve sağ kalanları da vahşi hayvanlara yem ederdi. O esirlerden biri Trakyalı komutan Spartaküs’tü. Romanın efendilerinin vahşice barbarlığına kendisiyle birlikte olanlarla karşı durdu. Oysa Romalı yöneticiler güçlü askerler çoktu. Bir avuç isyancı köle Romalı General Pompeius tarafından yakalanarak kazıklara çakıldı.

Günümüzde birilerinin öve öve bitiremediği hanedanlığın fetret döneminde halk alınan vergi ve angaryalardan bıkar. Alınan vergi ve angarya yurttaşın yaşamını çekilmez bir duruma sokar. Bir dönem Musa Çelebi'nin kazaskeri olan Şeyh Bedreddin de bu durumdan memnun değildir. Yakın çevresi bu düşünceyi doğru bulur ve çevresi gittikçe genişler. Yıldırım'ın oğulları taht kavgasına girip birbirlerini öldürür ve Mehmet Çelebi tahta geçer. Saldığı vergi ve angaryalara karşı çıkan kim varsa acımasızca öldürülür. Şeyh Bedreddin’i darağacında asar yolundan gidenleri de saray yönetimi özellikle Ege bölgesinde kazığa çakar. İster Romalı efendiler ister Osmanlı hanedanlığı egemenliği ve kurulu sistemin devamı için yurttaşını kazığa oturttu.

Devlet yöneticileri kendi inancından olmayana yaşama hakkı tanımamakta; tanımak zorunda olduklarını da en ağır maddi ve manevi baskı altına aldı. İçlerinden biri ya da birkaçını çeşitli entrikalarla gözaltına alıp, kendi belirlediği yargıç kadı ve müftülerle yargıladı. Bunlardan biri de Pir Sultan Abdaldır. Yavuz Selim’in oğlu Kanuni’nin Sivas Beyi Hızır(Hınzır) Paşa tarafından göstermelik mahkemede yargılanıp asılır.

Devlet yöneticileri merkezi otorite adı altında gözaltı, sürgün, işkence, yok etme ve asarak ölümleri meşru göstermekte. Koltukları sallantıda olduğunda bir kale beyi Alemdar Mustafa Paşa’ya bile muhtaç olup yeniçeri isyanını bastırtır. İsyanı bastıran Rusçuklu Alemdar Mustafa Paşa ve mahiyetini Osmanlı sultanı koltuğumda gözü vardır deyip yine yeniçerilere öldürttü. Namık Kemal’i sürgüne gönderip boğdurttu.

20. yüz yılın başında ülkeyi savaşa sokup işgal ettiren ve bir İngiliz denizaltısıyla kaçıp ülkesini terk eden sultan arkasında viraneye çevrilmiş ve işgal edilmiş ülke bıraktı. Osmanlının sivil ve asker yönetimi hep ikili oynar yönetime ve yönettiklerine şirin görüneyim bu esnada küpümü doldurayım düşüncesindedir. Saray ise yurttaş ayaklanmasın asker ve sivil bürokrasi de çok palazlanmasın diye göz yumar. Böylelikle hem saray hem de onun yöneticileri yurttaşın sırtına küfe yüklemesini bilir. Oysa ülke işgal edilirken bu yöneticilerin hiçbiri ortada görünmez görünende küçük rütbelidir.

Ülke her bir taraftan yangın yerine dönmüş ortada kalan yurttaş kendi haline bırakılmıştı. Ülke işgal altındayken sorumluluk sahibi kim varsa ortaya çıkar. Yangını söndürmeye kimsenin gücü yetmez, güçlerin birleştirilmesi gerekirdi. Komşu ülke “Lenin” in Rusya’sından yardım alıp gelen Mustafa Suphi ve arkadaşları da vardı. Getirdikleri yardımlar ellerinden alınıp gerisin geri götürülmek adı altında bindirildikleri takada yönetimin bilgisi dâhilinde Yahya kâhya ve kalabalık adamları tarafından hunharca öldürülüp denize atılır.

Dahası sorgu odasında eli kolu kelepçeli gözleri bağlı devletin kurumasında işkence ile yaşamına son verilen; çatışma adı altında kaçma ihtimali olmayanlara çapraz ateşle ölümüne sebep olmak; sorgusuzca 17 yaşında ki çocuğu asmak, binlerce insani sorgu adı altında gözaltına almak ve yargılamasız yıllarca tutsak etmek; topluma yurttaşına insani yaşam haklarını vermemek hangi mertliğe sığar?

Geçenlerde bir politikacı “mert namert” kelimelerinden başlayıp uzun bir söylev yapmış. Sormak gerek dün eski başbakan Çiller’in mal varlığını nasıl akladınız? Susurluk rezaletinin üstünü nasıl kapattınız?

Arkadan saldırmak, tuzak kurmak, entrika çevirmek, göstermelik mahkemeler kurmak ve yargılamak, çamur atmak ve çirkefleşmek her zaman haince ve namertçe oldu. Oysa “mert dayanır namert kaçar” der Köroğlu.

Bu yazı toplam 36 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali İbrahim Önsoy Arşivi