26.07.2021, 06:48

Zanaatkar zihniyeti mi tutku zihniyeti mi?

İş hayatındaki gözlemlerimde iki grup insan var ki istisnasız her sektörde kendilerine rastlıyorum.
1) Kapıda ruhunu bırakıp işe gidenler
2) Her gün heyecanla, koşarak işe gidenler.


Nasıl oluyor da bir grup insan işinden nefret ediyor, umutsuzca, mutsuzca, zoraki, kapıda ruhunu bırakıp işine gidebilirken diğerleri büyük bir heyecanla, huzurla, neşeyle, koşa koşa gidiyor? Aradaki fark ne veya nelerdir?

“İşe dans ederek gitmiyorsanız o işi bırakın. Büyük ihtimalle para kazanamayacak ve servet yaratamayacaksınız.”
Warren Buffett

 

Hemen hepimiz kendi alanında başarılı insanların işlerine tutkuyla sarıldıklarını, tutkuyla bağlı kaldıklarını bundan dolayı da yaptıkları işlerde ses getirdiklerini sanırız. Acaba gerçekten de böyle midir? Gerçekten de tutku tüm başarılı sonuçların altında yatan giz midir?
Bu soruyu hepimizden önce kendisine soran bir kişi vardır. ‘O Kadar İyisin Ki Seni Görmezden Gelemezler’ kitabının yazarı Cal Newport
Bazı insanlar sevdikleri işi yaparken bazıları bu hedefe ulaşmakta neden başarısız oluyor?” sorusuna yanıt bulabilmek için işini seven insanlarla “Nasıl işe girdiklerini?” bulmak için birtakım röportajlar yapar ve insanlığın ezberini bozan bir sonuca erişir.
İşini seven insanlarda ‘tutku zihni’ne rastlamaz!


Nasıl oluyor? diyenlerinizi duyar gibiyim… Haklısınız, çünkü hepimiz tutkunun ne denli güçlü, ne denli etkin ve elverişli olduğunun bilinciyle büyüdük. Yaşamda her şey kendini yenilenmekte, bizim de şimdi bu bilincimizi güncellememizin vakti geldi.
 

Peki, işlerini severek, derin bir bağlılıkla ve keyifle yapanlar tutku zihni taşımıyorlarsa ne taşıyorlar dersiniz?
Cal Newport, incelemesinde bunun da yanıtına erişir ve işini seven insanların ‘zanaatkâr zihniyete’ sahip olduklarını görür.

 

"Kim olduğunuz;
ne düşündüğünüz, ne hissettiğiniz,
ne yaptığınız, neyi sevdiğiniz,
odaklandığınız şeylerin toplamıdır."

Cal Newport



* * *

Bu iki zihniyeti “O Kadar İyisin Ki Seni Görmezden Gelemezler” kitabından da faydalanarak size aktarayım.
 

1) Tutku Zihniyeti


Tutku zihniyeti şöyle düşünür;
“Dünya bana neyi teklif edebilir? Benim hali hazırda olan tutkumu hangi iş ayakta tutabilir?”


“İlk olarak, eğer yalnızca işin ne teklif ettiğine odaklanırsanız, bu sizi işinizde neyi sevmediğiniz hakkında bilirkişi yapar ve kronik mutsuzluğa yol açar. Bu durum özellikle giriş seviyesi pozisyonları için geçerlidir ki zor projeler ile dolu olmayacaktır. Böyle bir zihniyet ile iş dünyasına adım attığınızda, size verilen sevimsiz işler veya sinir bozan bürokrasi katlanması zor hale getirir.


İkinci ve daha ciddi olanı, “Ben kimim?” ve “Gerçekten neyi seviyorum?” ve benzeri zihniyeti meydana getiren derin sorular açıklanması, açılımı, onaylaması pek de kolay olmayan sorulardır. 
“Gerçekten bu muyum?” ve “Bu işi seviyor muyum?” net Evet-Hayır cevaplarına indirgenemez. Başka bir ifadeyle, bu bilinç sizi daima mutsuz kılmayı neredeyse garanti eder.”

2) Zanaatkâr Zihniyeti


Bu zihniyet şöyle düşünür;
“Nasıl gelişebilirim?
Bu dünyaya sunacak değerli bir şeyim ne veya neler olabilir?
Süreç ne kadar sıkıcı olsa da bununla devam etmeye istekli miyim?”


Bu zihniyet işinizin doğru olup olmadığı konusundaki endişeleri geride bırakmanızı ve iyi bir seviyeye yükselmek için planlı, disiplinli, verimli çalışmanızı sağlar. Bunu kazanmanız gerektiği ve sürecin kolay olmayacağının bilinci de gelişir.

İşiniz hakkında şu an ne düşünürseniz düşünün zanaatkâr zihniyeti benimsemek zorlayıcı bir kariyer için kuracağınız bir dayanak olacak. Önce tutku argümanını kullanmak işleri tam tersine çevirir. Gerçekte, bu zihniyeti benimsersiniz ve tutku bu zihniyeti takip eder.

* * *

Neden ‘Zanaatkâr Zihniyeti’ Tutku İçin Ön Şarttır?

Yaptığı işi sevenler şu üç iş niteliği sürekli deneyimler:


* Etki: İşinizin kalitesi önemsediğiniz insanlar üzerinde olumlu ve fark edilebilir bir etkiye sahiptir.

* Yaratıcılık: İşinizi geliştirmek ve fikirlerinizi gerçeğe dönüştürmek için imkânınız olur.

* Kontrol: Nasıl, ne zaman, nerede çalışacağınız konusunda söz hakkınız hatta hâkimiyetiniz olur.

 “Harika bir işi harika yapan şeyler nadir bulunur
 ve değerlidir. Eğer bunları kariyerinizde
istiyorsanız, karşılığında teklif edeceğiniz
nadir ve değerli becerileriniz olmalı.”
 Cal Newport


Nadir bulunan ve değerli yetenekleri geliştirme süreci kolay değildir. Bu zanaatkâr zihniyetine sahip olmanın eleştirel olmasına sebep olur. Eğer geliştirme sürecine bağlı kalacak yolu bulamazsanız, tutkunuzun derecesi hangi seviyede olursa olsun, yetenekleriniz yerinde sayacak, yaratıma dair etkiniz sığ kalacaktır.
 

İşte geliştirmeniz gereken ender ve değerli becerileri bulmak için birkaç soru:

* Takımımın veya şirketim hangi yanlarını geliştirilmeli, hangi yeteneklerini öne çıkarılmalı ya da içinde bulunduğum endüstride hangi alanlarda boy gösterebilir; kendimi, şirketimi veya ekibimi büyütebilirim? (Spesifik bilgi programları, software programları vb.)?


* Çalıştığım endüstride hangi teknolojik uzmanlıklar yüksek talep görmekte?


* Uzmanlık alanımın en üstündeki kişiler hangi yetenek (yazma, toplum önünde konuşma, zaman/konu yönetimi vb.) ve özelliklere sahip?

Geliştirmek istediğiniz bir yanınızı bulduğunuzda, bunu sağlamak için o alanda kitaplar okuyun, videolar izleyin, eğitimlere katılın ve hatta mentorluk alın. Ancak bunları zaman zaman değil, her zaman yapın. Süreç boyunca kendinize şu soruyu sorun; gitgide artan şekilde ender bulunan ve değerli birine dönüşüyor muyum?
Eğer işi bırakırsam insanlar benim katkılarımı ne kadar arar/özler? sorusuna vereceğiniz yanıt tam olarak ilk sorunun cevabı olacaktır.

* * *

Bugün bir karar alın, zanaatkâr zihniyetine geçip alanınızda söz sahibi olmaya; sizi üst seviyeye çıkaracak ender ve değerli yetkinlikler kazanmaya başlayın. Ve Steven Martin’in “çok iyisin seni göz ardı edemiyorlar” sözünü hafızanızın bir yerine not ederek; alanınızda o kadar uzmanlaşın ki kimse sizi göz ardı edemesin!

Yorumlar (21)
Nebihat Yazgi 2 ay önce
Yine harika olmus
Hüsniye Sezginel 2 ay önce
Harika bir paylaşım
Şule Orhan Koşan / Bursa 2 ay önce
Bugüne kadar hep tutkunlarımızın peşinden koşmamız öğretildi. "Hayallerinizin peşinden gidin, Asla vazgeçmeyin!" Denildi . Hatta slogan bile yapıldı "düşlerin varsa, düş peşime!" ve bu sloganla düşleri olan herkes, umutlarını valisine koyup, hayallerine ulaşabilmek uğruna yollara döküldü! Bu meşakkatli yolda Gösterilen hedef hep zirveydi! Bu nedenle kimse önünü göremedi! Yolumuzu aydınlattığınız, ezberleri bozduğunuz için çok teşekkür ederim Ziya bey. Bu yazımızı okuduktan sonra farkettim ki ben artık " Karayı görebiliyorum!..."
Ali İhsan Uysal 2 ay önce
O kadar uzmanlaşın ki; kimse sizi göz ardı edemesin!
Süper bir düşünce!
Ağzınıza yüreğinize elinize ve kaleminize sağlık hocam.
Ayşe Balcı 2 ay önce
Hayat bir yolculuk ve kendini en iyi haline çevirebilenler yoldan zevk alarak ilerliyor diğerleri mi çakıl taşları gibi sürükleniyor ..emeğinize sağlık hayat yolculuğumda bana katkılarınız için çok teşekkür ederim.:)
DrMC 2 ay önce
İş hayatında yaşanan bir çok sıkıntılı olayın ardından en çok duyduğumuz cümlelerden biri de “kimse vazgeçilmez değildir, herkesin yeri doldurulur” idi. Bu bir anlamda bazı zayıf yöneticiler tarafından tehdit olarak sıkça kullanılan bir cümledir.
Sevgili Ziya Şakir’in yazısı bana yukarıda yazdığım cümleyi kullananlara verdiğim cevabı hatırlattı bana. Evet, herkesin yeri koltuğa oturtacak biri bakımından doldurulur, biri elbet bulunur. Ancak o biri giden (gönderilen) biri gibi asla olmayacaktır zira her bir insanı diğer insanlardan ayıran bir yeteneği, farklı bir bakış açısı, bir iş yapış biçimi vs mutlaka vardır. Kurumların ya da şirketlerin kaybettikleri Kişiler değil bu farklılıklardır ama bunu göremezler.
Konuyu köşe yazısına bağlayacak olursak, sendeki bu farkın ve yeteneğin peşine düşmelisin sevgili insan !
Cennet Antar 2 ay önce
Emeğiniz e sağlık hocam bu dünyaya bir Ziya Şakir Yılmaz daha asla gelmez iyi ki varsınız Rabbim size sağlıkla uzun ömür versin inşAllah ????
Hakan Çelik 2 ay önce
Teşekkür ederim
Bütün Yorumları Görmek İçin Tıklayın