04.11.2020, 05:46

20 Mayıs 1996 yılında yazdım: 'İstanbul'da deprem olacak!'

20 Mayıs 1996 yılında 'İstanbul'da deprem olacak mı?' başlığı altında bir yazı kaleme alarak, evlerimizi, iş yerlerimizi depreme dayanıklı yapmamız gerektiğini vurgulamışım.

Neden?

Çünkü o tarihte Büyükçekmece Kumburgaz'da babamın arsasının üzerine ev yapmaya koyulmuştum.

Önce arsanın zemin etütlerini çıkarttırdım.

Sonra harita mühendisi, arkadaşım, o yıllarda da DYP Kumburgaz Meclis Üyesi Erdinç Kotan'a bu arsaya uygun proje çizdirdim.

Zamanın Kumburgaz Belediye Başkanı Güngör Postacı'ya giderek, lütfen evimin inşaatını denetleyin, en küçük bir ihmale göz yummayın diye ricada bulundum.

Ardından müteahhite en ince ayrıntısına kadar projeye uymasını, 3 kata göre proje olmasına rağmen sanki 5 katlık bina olacakmış gibi temel atmasını, demir, çimento kullanmasını tembihledim.

mehmet mert

Aradan 25 yıl geçti.

İçinde annemin ve kardeşlerimin oturduğu bina hala sapasağlam durmakta.

*

Şimdi her deprem oldukça hemen yapmamız gerekenleri anımsıyoruz.

Depreme dayanıklı ev yapacağım.

Dayanıksız yapılarda yaşamayacağım.

Gözümü açacağım.

Çevremi uyaracağım.

Dikkatli olacağım.

Ğım.

Ğum.

Dam.

Dum.

Hoppa.

mehmet mert

Depremin tesiri geçiyor anında aldığımız tüm kararları unutuyoruz.

Hani Nasrettin Hoca'nın tepsi kırılmadan çocuğu tokatladığı gibi deprem olmadan önlemlerimizi alsak inanın hem kendimiz rahat edeceğiz.

Hem milli servetimiz heba olmayacak.

Hem sevdiklerimiz güvende olacak.

Hem depremi bir kenara bırakıp yaşamın tadına varacağız.

Am nerde...!

*

Bakın bundan tam 511 sene önce İstanbul’da 7.7 ve 7.5 olmak üzere iki deprem olmuş.

İstanbul tarihinin en şiddetli depremini yaşamış.

Küçük kıyamet (Kıyamet-i Suğra) denilen depremin ardından Marmara Denizi’nde tsunami meydana gelmiş.

Boyları 10 metreye kadar yükselen dev dalgalar şehirde tufan yaşatmış.

Prof. Dr. Şükrü Ersoy, 1509 depremini "İstanbul'un en sağlam merkezi kesiminde meydana gelen, şimdiki büyüklüğüyle yaklaşık 7.7 diyebileceğimiz, enerji olarak yaklaşık 3 tane Kocaeli depremi büyüklüğünde, çok büyük bir depremdi" şeklinde tarif ediyor.

Olası depremin büyüklüğü hakkında ise Prof. Dr. Ersoy, "Bir grup araştırmacıya göre 30 yıl içinde yüzde 65 olasılıkla şiddeti 7'den büyük bir deprem olacak. Bunun 19 yılı geçti. Tehlikenin riski artıyor. Yarın da olabilir, 11 yıl sonra da. Tekrarlanma aralıkları genellikle tutar. Sürenin yaklaştığını buradan öngörebiliriz. Marmara için en kötü senaryo 1509 depreminin tekrarlanmasıdır. Yaklaşık 7.7, 7.5 şiddetlerinde bir depremi öngörebiliriz" yorumunu yapıyor.

*

Aslında aradan geçen 500 yıla bakarsak Türkiye olarak pek akıllandığımız söylenemez.

Hala depreme dayanıksız binalar, mühendisi olmayan, kontrolü olmayan, derme çatma yapılar ile şehirler yapmaya kalkıyoruz.

Bakın mesela 22 Mayıs 1960'da Şili'de, 9,5 ölçeğinde, dünya üzerinde şu ana kadar ölçülebilen en büyük deprem meydana gelmiş.

Bu depremden sonra dersini iyi çalışan, tedbirleri artıran, depremi gündeminde ilk sıraya koyan Şili bugün artık 7, 8 hatat 9 şiddetinde olan depremleri bile hasarsız atlatmayı başarmış.

Bize gelince öyle mi?

Tabi ki değil.

Allah korusun, yarın 17 Ağustos benzeri bir deprem ile karşılaşırsak, uzmanlar yüzbinlerce insanın ölebileceğini söylüyor.

*

Türkiye'de bilinen aktif 550 fay hattının olduğuna dikkat çeken İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz 18 kentin de fay hattında olduğunu belirtti.

Türkiye'nin tamamının deprem riski altında olduğuna dikkat çeken Tüysüz,

açıklamasının devamında Türkiye'de 550 tane bilinen diri fay hattı olduğuna dikkat çekerek; "Türkiye'nin 18 ili ise aktif fay hattının üzerinde... Bu kentlerimiz; Aksaray, Bolu, Yalova, Bursa, Sakarya, Manisa, Balıkesir, İzmir, Denizli, Aydın, Kahramanmaraş, Erzurum, Hakkâri, Hatay, Eskişehir, Muğla, Bingöl ve Kütahya" şeklinde konuştu.

*

Papağan gibi aynı şeyleri tekrar etmeye gerek yok.

Acilen 'deprem yasası' çıkarılmalı.

Depreme dayanıksız yapılar tereddütsüz ve istisnasız yıkılmalı.

Gerekirse deprem riski az olan kentlerde yeniden konut yapılarak yeni şehirler oluşturulmalı.

Afet kültürünün geliştirilmesi için eğitimler verilmeli.

Yönetmeliğe uygun olmayan yapılaşmanın mutlaka önüne geçmeli.

Bütün bunları yapmak hala sağken o kadar zor olmamalı.

Zira böyle giderse, kimimiz depremde, kimimiz başka bir felakette sırayla öleceğiz...

Yorumlar (0)