Geçen gün yakın ortak bir dostumuzun annesinin cenazesinde kadim dostum Sezai Sami ile karşılaştık mezarlık çıkışı uzun bir görüşmemiz oldu. Davet edildiği bir toplantıda yaşananları bir çırpıda anlattı bende paylaşmak istedim.
"Geçenlerde bir panelde konuşmacının biri "eski geleneğimize sahip çıkıyoruz" demekte. İkisini bir arada kullandı hem gelenek ve hem de eski. Bu kişi ( ve kişiler) hem de bir toplumsal "yapının sözcüsü" sıfatıyla çıkıyor. Sözcülük kolay değil sorumluluk gerektirir. Söyledikleri hem kendisini hem de ortak değerlerde birlikte olanlarını bağlar. Hani koca gemileri limandaki direğe yani babalara bağlayan halattan daha güçlü bağlarla bağlı olmak gibi.
Her önüne gelen çalakalem yazmak ya da işkembeden atar gibi konuşmakta, "geleneğimize bağlıyız". Nasıl? Ne tarihinden ne de geleneğinden bihaber olan öyle güzel atıyor ki sanırsın ki muhterem zat "geleneğini yaşatmakta". Oysa toplumsal anlamda, ekonomik, politik ve kültürel değerlerin özellikle terazinin iki kefesi gibi kesin hatlarıyla belirlenmiş duruşların benzer tavırları günümüze kadar gelmesi ve çağın koşullarına göre uyum sağlamasıyla alışkanlıklarımız geleneğimiz oldu. Çok eskilerden kalmış olması bile hala toplumsal yaşamda geçerliliğini yitirmeden yenilenerek saygın bir tutumu ve yaptırım gücü etkisi, kişileri ve toplumun davranışlarını belirlemesinde geleneğin etkisi vardır.
Geçmişten devir aldığımız alışkanlık ve yaşam biçimi ilkin genetik yapımızda sonra da toplumsal yaşamda bizi belirleyen karakterimizdir. Burada toplumsal yapı içinde bireyi ya da bireyin toplumsal yapıya etkilerini değerlendirmekteyiz. Gelenek, geçmiş yaşam biçimleri içinde yaşanılan döneme uygun ortak karakteristik tavır gösterme maddi ve manevi değerdir. Geleneğin özünü oluşturan kendisini ifade eden yaşamla bütünleşerek "kutsalı" olan değerlerin günümüze gelene kadar daha da zenginleşmesi ve bir o kadar kesin çizgileriyle belirginleşmesidir.  O değerlerin toplumsal yaşamda maddi ve manevi anlamda geçerli olduğu, yaşanan her toplumsal dönemin yeni katkılarıyla daha da zenginleştiği, bir anlamıyla birikimdir gelenek.  
Birilerine göre çok eskilerde kalmış demode denilerek terk edilen yaşamsal değeri yok denilen saygın tutum ve davranış kuşaktan kuşağa yaptırım gücü olan bilgi, alışkanlık ve yaşam biçimimiz olan töremizden vazgeçilmekte. Kendini "emek" ya da "sermaye" cephesinde bir yere koyan bu nedenle yaşamsal değerini de belirlemiştir.
İktidar yani yönetim erki ve iktidar olamayan yani yönetilen kesim kesin hatlarıyla bellidir. Her iki kesimin kendi alışkanlığı ve geleneği var. İlki yönetmek yani egemen/hâkim olmak için ekonomik, politik, kültürel ve askeri tüm güçlerini kullanmakta. Karşı safta olanın ağzına bir parmak bal verme ile kandırarak "böl parçala yönet" mantığı dışında askeri/silahlı şiddet ve baskıyı da kullanmakta. Karşı safta olanın yani yönetilenin de olanakları çerçevesinde yaşamsal hakkını dile getirmek ve karşı durmak. Bu durum yüzyıllardır devam etmekte. Savaşta ganimetleri yani köleleri öldürmeyip vahşice çalıştıranlara karşı bir Makedonyalı Spartaküs ya da yöneticilerin ağır vergilerine ve baskılarına karşı duran bir Anadolu'lu Şeyh Bedrettin gibi karşı durmak yani yönetici hâkim/egemen sınıfın baskı ve şiddetine karşı direnen geleneğin tarafında mısın?
Yirminci yüz yılın başında üretim ilişkilerinin rekabet değil tekelci anlayışın hâkim olması ve bu temelde iki önemli paylaşım savaşının yaşanması, "baş jandarmanın" el değiştirmesi üretim ilişkilerinin otomasyonu uzun sürmesi beklenen süreci kısa zamanda yaşandı. Bu süreçte büyük katliamlar ve kıyımlar yaşandı. Toplumlar birbirlerine düşman edildi, ispiyoncular, işbirliği yapanlar ödüllendirildi hatta kimileri temsilci ve vekil yapıldı. Bu geleneğin neresindesin?
50'li 60'lı yıllarda bekleyin çoban yıldızı ya da şimal yıldızı işarettir dediler. Bu bekleyiş baş jandarma ve şürekâsının dümen suyunda gitme tatlı su balığı olma ya da "yetmez ama evet" demek onun belirlediği araçlarla yine onun belirlediği koşullarda durmak değil mi?
Beklemeyi alışkanlık haline getiren zihniyete yeter, zaman bekleme değil hareket etme zamanıdır. Ülke koşullarının hangi tarafında küçükte olsa bir birlikteliğin varlığı ayağın yere basması harekete geçme koşuludur.  Daha ilk kıvılcımın atıldığı başlangıç döneminde alınan ağır yenilgiye rağmen onun ardıllarının kimileri beklemeye geçer kimileride ağızlarına bir parmak bal çalınmıştı ama pek azı dahi olsa o topluluk önceki kuşağının tavrını daha da büyüterek devam ettirdi. Bu geleneğin neresindesin?
12 Eylül 1980 toplumsal yaşamı alt üst etti, değerlerimizi ayaklar altına aldı birçokları teslim bayrağı çekti, kimileri askeri adli müşavirliklerin önünde sıralara girdi. Kimileri 1920' ler deki V.N.Tör ve Ş.S.Aydemir gibi arkadaşlarını sattı; onlardan biri Şemsi Özkan'dı.  Kimileri de arkadaşlarıyla ortak maddi değerleri kendi üzerine geçirdi, kimileri de kolayı seçip yurt dışına kapağı attı. Sorgu odalarında sayfalar dolusu ifade vermek, cezaevlerinde tek tip elbise giymek, rütbeli ya da rütbesiz askere tekmil verip komutanım demek, önünü iliklemek, saçını kazıtmak için koyun gibi oturmak, mahkemelerinde itiraf dilekçeleri yazmak evet bu geleneğin neresindesin?
"Büyük bir özveri, çalışkanlık ve cesaretle " 10 Eylül 1920 de kurdukları yapı, " Ekim 1917" zaferi için mücadele etmenin onurunu taşıyan bu ilk kişiler 28/29 Ocak 1921 de katledilene kadar bizlere ve gelecektekilere büyük bir ders bıraktılar. 30 Mart 1972 de hain tuzaklarda, 6 Mayıs 1972 de darağaçlarında 18 Mayıs 1973 ve 22 Mayıs 1980 de sorgu odalarında bu geleneği son nefeslerini verene kadar devam ettirdiler. Ve hala bu "geleneği" kararlı olarak devam ettirenler var.
Birileri vicdanını rahatlatmak ve ömürlerinin bu son günlerinde bir şey yapıyormuş gibi görünmenin dışında tarihin tozlu raflarında, nemli gazete arşivlerinde geleneğini aramakta.
Gerçekten sen hangi gelenektensin?" demekte Sezai Sami.

DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.