22.02.2020, 06:50

İtibar

Nerede ve hangi ülkede olduğu pek önemli değil önemli olan yöneticilerin yönettikleri topluluğa karşı sorumlulukları vardır. Seçilen ya da atanan, sivil ya da asker kim olursa olsun sorumluluklarını ve görevini bilmesi ve buna göre hareket etmesi gerekir. Barış ya da savaş durumunda öncelik toplumun huzur ve mutlu bir şekilde yaşamlarını devam ettirmesidir. 
Yöneticiler toplumun gündelik yaşamlarını düzenli olmasını sağlarken geleceğine de yön vermesi gerek. Gelecek için umut ve huzuru bugünden planlamalı. Sorumlu olduğu topluluğa yön vermek ve geleceğini hazırlamak için bugünden başlamalı. Sun Tzu “Savaş Sanatı” kitabında “Komutanlar(ya da yöneticiler) ulusun yardımcılarıdır. Yardımları tam olursa ülkede güçlü olur. Yardımları eksik olursa ülke acze düşer” der.
Yöneticilerimizin iyi ilişkiler kurduğu Kuzeydeki geniş topraklara sahip olan ülkenin 1980’lerde ki yöneticisini bilmeyen yoktur. Ülkesindeki olumsuz gidişatın bardağı dolduran son damlasını da kendisi koydu, inşa halindeki toplumsal yapı yıkıldı. Oysa Ekim 1917 de tüm olumsuzluklara rağmen ülkede ki kötü gidişe bir son verilir, hedef “güzel insan”dır. Her yönetici gibi gündelik maişet derdine düşen yöneticiler kendi çıkarlarını toplumun çıkar ve menfaatlerinin üzerine çıkarıp bencilliğe başladı. Başta toplumun belirlenen hedeflerinden ayrı düştüler, bencil, menfaatçi, kendi çıkarlarını düşünen ve toplumsal değerleri ayaklar altına alanlarla iş birliği içine girdiler, onların dümen suyunda gittiler.
İçinde bulunduğumuz devlet kadar eski olan bir parti ile 1960’lar da kurulan partinin 1980’lerdeki yöneticileri birleşme kararı aldılar. Birleşme kararı almayla birlikte Kuzeydeki ülkenin eski yöneticileri gibi bireyin çıkarları ve zenginleşmesini düşünen ve bu temelde sermayenin yanında yer alanlarla iyi ilişkiler kurdular.  Geçmişlerindeki onurlu duruşu unuttular gündelik maişet derdine düştüler. Toplumun üzerine serpilmiş ölü toprağını silkelemediler. Bugün bunlar geçmişlerinde yaptıklarını unutup kendilerini kurtarıcı yol gösterici olarak görmekte.
Bir ülke ki savaşçılığı ve askerliliği ile yedi, düvele nam salmış ama son komutanlarından biri astları tarafından saatlerce etkisiz hale getirilip her türlü iletişimi yasaklanmıştı. Astları tarafından esir alınan komutan saatler sonra yine astları tarafından serbest bırakılır. Bugünlerde sanki savaş kazanmış gibi rütbesi taltif edilir. Oysa onu esir alan astları neden bunu yaptığını topluma söylemediği gibi kendisi de bunu açıklamamakta.
“Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” bu topraklarda 12 Eylül 1980 de askeri faşist darbesinin ektikleri günümüzde tek tek çıkmakta. O günlerde toplumsal muhalefetin özellikle emek ve öğrenci gençlik temelinde yoğunlaşması nedeniyle devletin baskısı ve şiddeti görülmeye değerdi. Muhalefet partileri, basın, yayın, sendika, dernek ve meslek odalarının kimi kapatıldı kimine “kayyum” atandı. Gözaltına alınan, tutuklananlar ve arananlara yargısız infaz, işkence ve baskı şiddet alabildiğine arttı. Kimileride yurtdışına kapağı attı. Gözaltına alınanlar fişlendi, tutuklananlar ağır işkence gördü, adı sanı çıkmayanlarda işsizlik ve açlıkla boğuşmaya başladı. Yakınları kaybolan, gözaltına alınan ve tutuklanan ailelerde bu baskı ve şiddetten nasibini aldı. Cezaevinde olan muhalefet güçlerinin yöneticileri örnek tavır sergilemesi gerekirdi. Bazıları sayfalar dolusu ifade verdi, kimileri cezaevlerindeki uygulamalara karşı çıkarken kimileride uygulamalara boyun eğdi         kabullendi. 
12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi kendine uygun yasa yaptı, eğitim sistemini buna göre belirledi ve uzun yargılama tutukluluk başladı. Uzun tutukluluk sürecinde baskı ve şiddet devam etti. İşte bugünlerde yurt dışında olan birileri birleşti ve yasal olarak ülkeye dönmeye karar verirken yönetici üyelerinin görüşünü bile almamıştı. 
Gözaltında sayfalar dolusu ifade veren kimi yönetici kendi arkadaşları tarafından koğuşunda etkisiz ve iletişimsiz bırakıldı. Mahkeme duruşmalarında söz alıp konuşan dilekçeler veren kimi yönetici birlikte kaldığı arkadaşlarının koğuşundan uzaklaştırıldı; kimileri de ötelendi bunların nedeni ve niçini sormadan günümüzde bunların kimine “bir bilen”, “efsane genel sekreter”, “ölümsüz lider”,  kimine “efsane başkan”  kimine de “tarihi liderimiz” denilmekte. 
Bunları kim demekte? 
Tabii ki bunların sırtından politik olarak nemalanmak isteyen bencil, ukala, kişisel çıkar ve menfaatlerini düşünenler “küçük adamlar” var. Geçmişte yaptıklarının ifadesini vermeyen ve yıllardır sessizce köşelerinde bekleyenler bugünlerde hiçbir şey olmamış gibi köşelerinden çıkmaya çalışmakta. 
Günümüzde emek sermaye çelişkisi alabildiğine uzlaşmaz boyutta devam etmekte. İktidara gelen her kim olursa olsun sermaye güçlerine yaranmakta. Oysa toplumsal muhalefet “emek, ekmek ve özgürlük” çemberi içersinde olanlar hiçbir zaman kenarda köşede kalmamış, yaşamın herhangi bir alanında mutlak sorumluluklarını yerine getirmiştir. Bu nedenle bir komutan ya da yönetici kendi askeri ve astları tarafından esir alınmış, etkisiz hale getirilmiş ve iletişimi engellenmiş ise o kişi rütbesi sökülmüş koltuğu alınmış devrik kişidir. Toplumsal yaşamın her hangi bir yerinde görülmeyen ve itibarı olmayan bu kişilere itibar etmek onların yaptıklarına ortak olmaktır. 
Bugünlerde toplumsal yaşam da yöneticiler yönetememekte, yönetilenlerde memnun olmayıp yönetilmek istememekte fakat havada hala sis ve karabulutlar var. Yönetilmek istemeyen çoğunluğun kendi aralarında bile iletişimi yok. Rütbeleri sökülmüş koltuğu devrilmiş itibarsız yöneticiler bu belirsizlik ortamından çıkar menfaat peşinde koşmakta. Wilhelm Reich’in küçük adamları da bundan nemalanmak istemekte, itibarsızlara itibar etmekte. Onlarla bataklıkta debelenmemek için “güzel insan” değerini, onurunu, itibarını korumak ve kollamak toplumsal sorumluluğumuzdur.
 

Yorumlar (0)