Her soruya ve olaya verilecek bir yanıtımız ve tepkimiz mutlak vardır. Doğru zaman ve yerde, doğru tavır göstermek gerekir; fakat doğa ve toplumda kendimiz dışında başka canlılarda var; bu nedenle her koşulda aynı tavrı gösteremeyiz. Çalışırken, okurken, bir şeyler yapmaya çalışırken bizim için doğru olan başkası için yanlış olmakta. Doğa kendi devinimi içinde bir biri ardı sıra hareketlilik içinde olsa da her zaman farklı olmakta, durağan değil hareket halinde.
Bireyin ve toplumun yaşam koşulları ve ihtiyaçları tarihten bugüne farklılıklarla gelinmiş. Her farklılık kendi içinde ihtiyaçları ve kullandıkları aletlerle bağıntılıdır. Dün olduğu gibi bugün de “insanın yaşamındaki temel amacı yarına kalmak”. Başkalarının nasıl var olduğuna bakarak kendi varlığını başkalarınkiyle kıyaslamak yaşayan varlık olarak yaşamda yabancılaşma duygusu içine girer. Birey tek başına ve toplumsallaşma içinde değilse buna bağlı olarak üretim alet ve ilişkileri basitse istemeden ortak ve kolektif bir yaşam biçimi içine girer ki bu toplumsal tarihte bireyin zayıflığının bir sonucudur. Fakat üretim aletlerinin gelişkinliği üretimde toplumsal, paylaşımda fert olarak kalması kişiyi üretim ilişkileri nedeniyle tek başına yaşamaya itmekte. Günümüz koşullarında tek başına bir hiç olduğunun bilincinde olan fert, çağdaş toplumsal toplumcu güçlü birey temelinde bir anlayışa sahip olması     gerekmektedir.
Diğer varlıklardan bizi ayıran bir iş ve hareket yapmadan plan yapmamız ve geleceği düşünmemizdir. Yani toplumsal yaşam ile ilgili bir kaygısı olanın bilgisizce hareket etmeye, öfkelenmeye hakkı yoktur. Yapılan tavır sözlü hakaret, fiziki baskı ve işkence, işsizlik ve aç/açıkta bırakılma gibi tavırlara maruz kalabiliriz. Fakat hedeflerimiz ve amacımız için uğrunda yaşarken kararlı ve dik durmamız gereken toplumsal sorumluluğumuz varken, “ne ölüme fazlasıyla gönüllü olmak; ne yaşama fazlasıyla bağlı kalmak; ne çok çabuk öfkelenmek; ne çok bağnaz ve ne de çok duygusal olunmalı”, bunlar zaaflığımızdır.
Demir doğada saf şeklinde bulunmaz kızgın ateşte topraktan ayrıştırılması gerekir. Çelik, demirin en iyi işlenmiş halidir. Çelik elde etmek çok zahmetlidir; bunu elde etmek zahmeti göze almak ve sabırla çalışmak gerek. İster sanat ve zanaat, ister eğitmen / öğretmen, ister toplum yöneticileri olsun konularında bilgili olmanın yanında sabırlı olması da gerekir. Nefret ve hırsla bir şey anlatamayız, fakat sevgi ve sabırla anlatacağımız ve yapacağımız çok şey var.
Günümüzde her şeyin, güzel günlerin, işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun sabırla beklemeyle (!) düzeleceğini “sayın büyükler” söylemekte. Topluma sabır ve beklemeyi telkin edenler sabırsızca küplerini doldurmakta. Daha dün bakkallara bisküvi dağıtıcısıyken bugün ekonomide ve politikada sözü geçen biri oldu. Dün bir bankanın muhasebecisiyken bugün ülkenin saygın(!) şirket sahibi oldu. Dün belediyede ya da bir kamu kuruluşunda sıradan bir çalışanken bugün şirket sahibi büyük ihaleleri alan oldu. Vatandaşlarına acıyı, yoksulluğu ve işsizliği reva gören sabırsızca götürmeye devam etmekte. Açıklarını bulan, bunları kamuoyuna duyuranlara acımasızca saldırırken iktidar erki egemenliğini hoyratça kullanmakta. İktidarı elinde bulunduran ve onlara biat eden yöneticiler günümüzde köşeye sıkıştılar. Ülkenin her bir tarafında akıl almaz biçimde “çok sayıda ödül dağıtılmakta” ve “çok sayıda ceza verilmekte”
Ülke yöneticileri içinde bulunduğumuz ekonomik ve toplumsal bunalımı sadaka dağıtarak azaltacağını, tahammül edip sabırlı olunmasını telkin etmekte. Oysa çocuklarına kaynağını belirsiz paradan gemi alıp, limanlara, demir yollarına ortak yapmakta. Bende sabır telkin ediyorum tek farkla onlar gibi sadaka dağıtacak ne gücüm var nede iktidar erkine sahibim. Her vatandaş bulunduğu yerde hakkına, emeğine, geleceğine çocuklarına sahip çıkmak için sadaka değil iş, yaşamı idame ettirebilecek ücret, sağlığın, eğitimin, içtiğimiz suyun, iletişimin, ulaşımın, doğal gazın ve elektriğin ücretsiz ve “güzel insan” temelinde yaşayabileceği bir ülke için birbirimize tahammül ederek, güçlüklere karşı sabırla birlikte olmanın erdemine varılmasını istiyorum.
Evet, bugünlerde birileri bizim sabrımızı sınamakta, tahammül sınırımızı zorlamakta. Onlar tahammül edemediği sözleri gerçekleri dile getirenlere söylemekte, aynısı onlara söylendiğinde tahammül edemeyip çirkefleşmekte. Demezler mi “tahammül edemediğin şeyleri neden söylersin”?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.