24.10.2019, 06:26

CHP ve Kürt solu

Bir zamanlar, solcu Kürt arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde, daha çok sola dair düşüncelerimizi tartışırdık. Şimdilerde ise; yine solculuklarından ve sola inançlarından asla şüphe etmediğim arkadaşlarımla, daha çok Kürt sorununu tartışır olduk. Bunun sebebi ise; somut sorunların yakıcılığıdır.  
Kürt solu da Marksist soldan başlayarak, çeşitli renklerde olsa da, burada daha çok geçmişte CHP-SHP ve bu gün CHP’nin Kürt solu ile bağını irdelemeye çalışmak istedim. Bu bağlamada, konuyu,12 Eylül 1980 öncesi-sonrası ve bugün  ekseninde değerlendirmekte fayda var.
12 Eylül 1980 öncesi, Kürt yurttaşlarımızın çoğunlukta yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde öyle iller vardı ki, adeta CHP’nin kalesi durumundaydı. Bu illerin en göze çarpanı ise; Diyarbakır ve Kars’tı. Bu iller CHP’nin Kürt solunu içinde yaşattığı ve ciddi bağ kurduğu yıllardı.
Ancak, 12 Eylül 1980’den sonra, faşist cuntanın, ülkenin, tüm sol dinamiklerinin üzerinden silindir gibi geçmesi, partilerin kapatılması, Kürt yurttaşlarımıza uygulanan asimilasyon, insanlık dışı şiddet politikası ve PKK’nın silahlı eylemlere başlaması ile CHP’nin Kürt solu ile bağı koptu.
Daha sonra, Erdal İnönü’nün Genel Başkanlığını yaptığı SODEP ve Aydın Güven Gürkan’ın Genel Başkanlığını yaptığı Halkçı Parti’nin 1987’de birleşmesi ile Sosyal Demokrat Halkçı Parti kuruldu.
SHP kadro bakımından bir anlamda CHP’nin devamı olan bir partiydi. Farklı yanı ise; daha çok Avrupa’da ki sol ve sosyal demokrat partiler gibi evrensel solu daha çok şiar edinmesiydi. Bu sebeple Kürt solu ile çok çabuk bağ kurmayı başarmıştı. Bunun en somut örneği ise; Bugün kamuoyu tarafından çok iyi tanınan Ahmet Türk ve Orhan Doğan gibi, vicdanlarına benim de inandığım Kürt solcuların SHP içinde olmalarıydı.
Bu ve benzeri Kürt aydın ve solcuları, PKK’nın silahlı eylem yolu ile dile getirdiği özgürlük ve demokratik hak taleplerini SHP içinde barışçıl ve siyasal yöntemlerle çözülmesinden yanaydılar. Her şeye rağmen, her koşulda Kürt solu ile bir şekilde bağ kurulabiliniyordu.
Ancak bu duyarlılık ve sorumluluk bilinci içinde olanların yanı sıra, SHP ve şimdilerde ise CHP içinde, evrensel solu ve sosyal demokrasiyi içselleştirmemiş, Kürt sorununa bir sağcının dili ve anlayışı ile bakanlar da yok değildi! Bu anlayışın, tıpkı bu günlerde olduğu gibi, SHP içinde tutunduğu tavır bağnazdı.
Parti içinde bu  anlayışlar için, 1989 yılında yapılan Paris Kürt Konferansı bulunmaz bir fırsattı. Bunu fırsat bilip, buraya  katılan 5 milletvekilinin ihracı için parti içinde amansız bir kampanya başlattılar ve bunu başardılar. Bu ihraca karşı çıkan 10 milletvekili de partiden istifa etti. Böylece SHP içindeki sağcı yapı amacına ulaşmıştı!
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, SHP’den ayrılıp HEP’i kuran çoğu Kürt soluna mensup aktörlerle Erdal İnönü’ün özverileriyle SHP 1991’de seçim ittifakı yaparak, yeniden bağ kurmayı başarmıştı. Sonra, sırası ile HEP-ÖZDEP-DEP-HADEP sayısını ve adını unuttuğum bir çok partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması ve 1995’te SHP-CHP birleşmesi kısa süre sonra Baykal’lı yılların başlaması ile CHP’nin Kürt solu ile bağı tamamen         kopmuştur.
Geldiğimiz nokta ise Baykal döneminden çok daha geridedir. Zira Baykal’ın bu soruna dair izlediği politikayı kabul etmiyorduk ama ne söylediğini biliyorduk. Kılıçdaroğlu ve yönetiminin  bu soruna yönelik net bir tutumunu bilen varsa bana da anlatsın! 
Tarihsel olarak; solun ve dolayıyla CHP’nin kalesi olan illerde CHP artık yok gibi. Buralar da AKP ve HDP güçlü. Çıkarılan milletvekili sayısının kahir ekseriyeti bu iki partiye ait. Diğer tüm partiler birer  tabela partisi konumundadır. Aşağıda ki sayısal sonuçlar bunun en açık göstergesidir.
Doğu Anadolu Bölgesi: Toplam milletvekili sayısı: 53. AKP 27, HDP,18 CHP 4, MHP 3, İP 1                                                                                                 
Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Toplam milletvekili sayısı: 65 AKP 30, HDP 27, CHP 4, MHP 3, İP . Görüldüğü üzere, CHP ve HDP’nin dışında sağ blok toplam 118 milletvekilinin 65’ne oransal olarak ise yüzde 55’ne sahiptir.
Bu tablonun anlamı şudur: Kürt sorunu CHP’nin prangasıdır. CHP, doğal tabanı olan çok önemli iki bölgede yoktur. Yüzde 25 bandına sıkışmış CHP’nin bu koşulların devamında oyunu arttırma şansı bilimsel olarak mümkün değildir. Bu bölgelerden oy alamayan CHP’nin iktidar olma şansı da kesinlikle yoktur. 31 Mart 2019  Yerel Seçimleri’nde  bazı “sektörel yatırımcılar” her ne kadar bu başarıyı kendi kerametleri gibi üfürseler de beş büyük ilin AKP’den geri alınması  tamamen HDP’nin verdiği oy sayesindedir.
Kürt sorunun çözümü, CHP’yi, Kürt solu ile yeniden bütünleştirebilir ve iktidar yapar. Bu sebeple, CHP, Kürt sorununun çözümü için daha etkin, net ve anlaşılır bir politikayı ortaya koymak zorundadır. Somut koşullar ışığında, çözümlere katkı vermelidir. Kendi içinde  öncelikle örgütlerinden başlayarak, açıkça, korkmadan, bunu tartışmalıdır, tartıştırmalıdır.
CHP, örgütü, temel siyasal görev anlayışından çıkararak, ülkenin en önemli sorununu tartışmaktan kaçan, partiyi ve örgütü “beni sevenler derneğine” çevirmek isteyen, ikbali ve çıkarları için sadece kendini aday yaptırma pazarlamacı sığlığına indirgeyen, her kademedeki, sağcı ve hastalıklı yapıdan kurtulması gerekir.
Parti içinde dar kadrocu ve küçük hesaplar uğruna, bölünme paranoyası ile üyeyi, seçmeni etkileyen, klik ile gerekirse         restleşmelidir.
Bunların yapılması CHP’yi kendi doğal tabanı ile buluşturacak, kendine sosyolojik ve siyasal olarak yakın olan, içinde parlamenter ve her kademede çok sayıda yönetici ve nitelikli kadınla yönetimi paylaşan, laikliği içselleştirmiş, partiler ile de iş birliğinin kanallarını açacaktır.  
Bu anlayış CHP’yi Kürt solu ile bütünleştirip, iktidara taşıyacaktır. Umarım, CHP bu anlayışı hayata geçirir.
Aksi durumda, CHP’de birileri belediye başkanı, milletvekili olur. Ama CHP iktidar olamaz! Birileri de, bir daha ki seçimde koltuğun garantisi için Cumhuriyet elden gidiyor mavrası ile CHP’li seçmene gaz verir. Ta ki öteki seçime kadar...

Yorumlar (1)
Bayram Gür Aparanoğlu 1 yıl önce
Sevgili kardeşim yorumlarına katılıyorum.Öncelikle sorulması gereken CHP ikdidar olmak istiyormu? İstiyorsa ! Üyelik hukukunu güvence altına almadan ,secme ,secilmme hakkını kullandırmadan,adaleti sağlamadan , kendi gibi düşünmeyeni yoksaymadan.ilçe ve illerin siyasete katılmasını sağlamadan. Sayki ikdidar oldu sonu hüsrandır. Kürt sorununu 1994 yılında ,, HDP,ÖDP ,CHP STK lala tartışan ve raporlaştırarak İl yönetimi ve gen.mrkz. paylaşan K.hane gibi ilçeler olmadıkca ,yol almak zor.