23.04.2021, 05:51

Çocuk bayramında 1 milyon çocuk işçi!

Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı... Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dünya çocuklarına armağan ettiği bir gün. Her birimizin çocukluğunda sevinç içinde karşıladığı bir gün. Sabah uyandığımızda caddelerden, sokaklardan bando geçecek diye çocuk halimizle balkonlara koşturduğumuz gün. Stadyumlarda çeşitli gösteriler eşliğinde kutladığımız gün... Artık tabii bütün bunlar bir hatıra. Hani Zeki Müren'in bir şarkısı var; “Mazi kalbimde yaradır” dediği o misal 23 Nisan'da bana hep maziyi anımsatır ve kalbimde yara olarak yer eder.

Şimdilerde ne sokaklardan bando geçiyor ne de stadyumlarda böylesi bir ulusal bayram coşku içinde kutlanıyor. Ehh koronavirüs belası içinde zaten böyle bir beklentimiz yok ama virüs olmazdan evvelde malum AK Parti hükümeti geldiğinden beridir eski ulusal bayram sevinçlerine hasret kaldık... Şimdi bu hasret sürüp gidiyor gitmesine de benim diyeceğim aslında bu değil.

Yazının başlığını okudunuz. 1 milyon çocuk işçi diyorum... Hatta bu rakamda resmi verilere göre. Yani eski ulusal bayram coşkusu yok ve buna karşı beslediğimiz hüzün işin romantik tarafı. Realiteye dönersek; en acı detay çocuk bayramındaki çocuk işçi sayısı.

Ülkemizin istatistik uzmanı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bu konuda bir takım veriler ortaya koyuyor. Hoş TÜİK'in son 5 yılda söylediği şeylerin, verdiği rakamların yarısından çoğu “gerçeklikten uzak” ama biz gene de TÜİK'e göre konuşalım.

31 Mart 2020 tarihinde TÜİK bir araştırma yapıyor. Araştırmanın adı “Çocuk İşgücü Araştırması...” Şimdi bu araştırmaya göre Türkiye'de 5-17 yaş arasında tamı tamına 16 milyon 457 bin çocuk var. Ve işin acı tarafı bu çocukların 720 bini çalışıyor. Yani 5-17 yaş arasında çocukların yüzde 4,4'ü istihdama katılıyor...

Bu çocuklarda; sanayilerde, ağır işçilikte birçoğu merdiven altı yerlerde çalışıyor. “Ya canım çalışmanın nesi var?” diyenleriniz olacak. Elbette çalışmak güzel şey. Hani böyle babanızın berber dükkanında çıraklık etmek, mahallenizin bakkalında çıraklık etmek, okuldan arta kalan zamanlarda aile ekonomisine destek olmak için belki babanızın, amcanızın işlerine yardımcı olmak. Aileyle birlikte gidilen yaz tatillerinde tarlaya, toprağa, bahçeye gitmek. Doğayla iç içe olup bir yandan kısa zamanda olsa çalışmak... Evet bu güzel. Ama bizim bahsettiğimiz “çalışmak” veya “çocuk işçilerin” durumu bu değil.

Söz konusu 720 bin çocuk eğitimden uzak. Bu çocukların büyük bir kısmı az evvelde belirttiğim gibi ağır işlerde çalıştırılıyor, merdiven altı yerlerde çalıştırılıyor. Üstelik 720 bin rakamı da bizim “gerçekleri pek de yansıtmaya zahmet etmeyen” TÜİK'in verisi. Dünyadaki uluslar arası çocuk haklarını koruma derneklerinin bir takım araşıtırmaları Türkiye'de bugün çalışan daha da doğrusu çalıştırılan çocuk sayısının 1 milyonun üzerinde olduğunu söylüyor. Üstelik bunlar “ulaşılabilen” ve elde edilebilen veriler. Ülkemize gelen Suriyeli, Pakistanlı, Afgan vs gibi milletlerden çocukların arasındaki işçi sayısı çok daha yüksek. Ve bunların hiçbirisi bugün kayıt altında bulundurulmuyor. Halbuki bulunduğunuz ilçenin caddelerinde, sokaklarında gezdiğinizde kağıt toplayan, çöp toplayan onlarca çocukla karşılaşmanız çok mümkün...

Araştırmanın diğer bilançosu şu; “Çalışma ortamında fiziksel sağlığı olumsuz etkileyen faktörler incelendiğinde, çalışan çocukların yüzde 12.9'unun aşırı sıcak/soğuk ya da aşırı nemli/nemsiz bir ortamda çalıştığı, yüzde 10.8'inin kimyasal madde, toz duman veya zararlı gazlara maruz kaldığı görüldü. Çalışan çocukların yüzde 10.1'i zor duruş şekli veya harekete maruz kaldı veya ağır yük taşıdı, yüzde 10'nu ise gürültü veya şiddetli sarsıntıyla karşılaştı. Bunların yüzde 6.4'ünün çalıştığı ortamda kaza riskiyle karşı karşıya kaldığı, yüzde 4.6'sının ise çalıştığı iş yerinde göz yorgunluğu veya görsel odaklanma konusunda risk altında olduğu belirlendi. Çocukların yüzde 1.3'ü çalıştığı yerde bir yaralanma veya sakatlanmaya maruz kalırken, yüzde 4.4'ü çalıştığı yerde yaralanma veya sakatlanmaya tanık oldu. Çocukların yüzde 0,1'i çalıştığı yerde fiziksel, sözlü şiddet veya kötü muameleye maruz kalırken, bu duruma tanık olanların oranı ise yüzde 1.5 olarak tahmin edildi.”

Şimdi tüm bu veriler göz önündeyken, hani bir laf var ya;

Bayram gelmiş neyime diye. İşte öyle.

Bayram gelmiiiiş, neyime be kardeşlik!

Yorumlar (0)