Siyasetin üzerine çökmüş akbabalar

Türkiye’nin siyaset dünyasında dilden dile dolaşan bir masal vardır gerçekleşmeyen…

Gençlerin siyasete katılması üzerine her seçim dönemi tekrar tekrar yazılan, anlatılan ve aslında siyasetin üzerine çökmüş akbabalar tarafından hiç gerçekleşmesini istemedikleri masaldır.

Hep işçi, emekçi, haksızlığa uğrayanların, kadınların, çocukların yani bir anlamda ezilenlerin, güçsüzlerin üzerinden kurgulanır siyaset. Fakat siyaset yapanlar yani güçsüzün hakkını arayanalarsa hep güçlülerdir. Güçten kastım kol gücü değil elbetteki, cüzdanı dolu olan siyasette söz sahibidir. Halbuki cebi dolu olan, varlık içinde yaşayan ne bilsin işçinin, emekçinin yaşadığı zorluğu. Hani bir söz var ya “bekara karı boşamak kolay” ne yerinde bir sözdür. Çözüm bekleyen insanlara lafta çözümler üretmek ya da akıl vermek ne kolaydır. Fakat gerçek çözümlere kavuşmamız ne yazık ki beyni boş cebi dolu olanların becerilerine kaldığı sürece masallarla avutulmaya devam edeceğiz. Güneşli günleri görmek için şarkılara tutunup, kendi kendimizi coşturacağız. Bu kapitalist siyaset üzerine yazılacaklar yazmakla bitmez. Yazmakta bir çare değil, çare yazılanların doğruluğu veya yanlışlığı üzerine sizlerin yorumları, bununla birlikte göstereceğiniz davranışlardır. Körü körüne inanmak, kendi yaşam şartlarınızın durumunu sorgulamadan sizlerin üzerinden başkalarının zenginleşmesini destekleyip, alkış tutarak refaha ermek mümkün mü bunu düşünüp, tavır almak netice getirebilir.

Asıl konumuza dönersek gençler siyasetin içinde yer almalı, görevlendirilmeli ve yetki verilmeli masalı. Gençlere verilen görevler var bayrak asmak, afiş asmak işte aklınıza gelecek ayak işleri… Bu işleri verirken de kutsal bir göreve hizmet ettiklerine inandırmak maksatlı yapılan alttan başlamak gerek, siyasette pişmek gerekir gibi masallar. Bu gençler artık orta yaşa gelir hala pişmeyi bekleye dursun, yandaşlar ve cebi dolu olanlar alır başını gider o güzelim gençler gençliğini sıra kendisine gelecek diye beklemekle heba eder. Bu gün bir genç arkadaşımız en basitinden bir meclis üyesi aday adayı olmak istediğini düşünelim dosya masrafı, ilçeye bağışı, ile bağışı derken bir aylık asgari ücretini aday olur olmaz belli olmayan bir bilinmezliğe bağlaması anlamına gelir. Peki maaşı verdi bir ay ne yapacak? O zaman yine başa döndük baba parası çok olan gençleri siyasete bekliyoruz demek daha mı yerinde bir çağırı olur? Diğer yandan meclis üyeliği maddi açıdan hiçbir getirisi olmayan, gönüllü olarak yapılacak bir faaliyetse bu bağışların amacı nedir? İnsanlar geri dönüşü olmayan bir işe neden parasını bağlasın mantıklı olan bu değil midir? İşte burada sorguluyoruz hem paranı veriyorsun hem de hiçbir maddi çıkar gözetmeden halka hizmet için kıyasıya bir mücadele içine giriyorsun bunun adı vatanseverlik, hayırseverlik, insanlık uğruna kendini adamışlık olmalı. Ya da ismimin önünde bir etiketim olsun, çevrem olsun, halkın sana verdiği o etiketi kullanarak açılmayan kapıları açayım, çoluğumu çocuğumu devlet kapısında bir işe yerleştiririm fikirleriyle meclis üyesi olmak için kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığıyla verilen bağışlar helal hoş olsun diye düşünenlerin adını siz koymalısınız.

Bu yaklaşım belki fazla psikolojik olacak fakat bence çoğunlukla siyasette boy göstermek için yarışan meclis üyeliğinden, belediye başkanlığından, milletvekilliğine kadar adayların pek çoğunda en temelinde yatan duygunun “görünür olma” isteği olduğunu düşünüyorum. Ne demek istiyorum insanların sizi görmesini, sizin varlığınızı fark etmelerini istiyorsunuz. İnsanlar üzerinde söz sahibi olmak, belki siyasi bir kimliğiniz olmadan önce anlattıklarınız kimsenin umurunda bile değildi şimdi insanların sizin ağzınızdan çıkacak bir söze bakıyor olmaları. İşte bunu istiyorsunuz, önemsenmek, değer görmek. Yıllardır siyasi kimlikleriyle oturdukları koltukları bırakmak istemeyenlerinde en temel nedeni işte bu. Eğer etiketleri ellerinden alınırsa değer görmeme ve söz sahibi olamama kaygısı bir manada itibar kaybetme korkusu. Tavsiyem şu ki itibarı ve değer görmeyi bir sıfata bağlamayın. İtibar ve değer karakterden, bilgi ve beceriden gelir. Sizin kendinize ait bir ışığınız varsa bunu kimse söndüremez. Aksini düşünürsek sizde bir ışık yoksa da önünüze hangi sıfat gelirse gelsin sizi parlatamaz.

Bu yazı toplam 1292 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Savaş Atak Arşivi