11.08.2020, 05:48

My Way...

Kapkaranlık bir gecenin koynundan çıkmışım. Sabah üstüme üstüme geliyor. Gözlerimi ovuşturuyorum ellerimle ve biçimsizce esneyip kalkıyorum yataktan. Ev çok sessiz. Bir ses olmalı her daim. Gece ya da gündüz fark etmez. İnsan kendi içindeki feryadı figanı bastırabilmeli, kendini dinlemekten uzaklaşabilmeli. Zira dinle dinle aynı terane. Banyoya doğru ilerlerken telefonun MP3 listesini açtım. “Karışık çal” seçeneğini tercih ettim ve telefonu yerine bıraktım. İşte günün talihlisi Anıl için çalan şarkı; “Hallelujah.” Leonard Cohen söylüyor; Tanrı'ya şükreden bir şarkı. Aşk için iş için sabah için ve tüm güzellikler için. Oysa ne kadar da ahmakça. Yeni günden güzel bir şey ummak mesela! Yeni bir gün dediğiniz dünün ve dünlerin devamından ibaret oysa. Dün sizinle birlikte yatağa giren dertleriniz evet evet bakın şimdi sizinle birlikte yüzünü yıkıyor. Aynanın karşısında ıslak ve “yine mi yeni bir gün lan” bakışı attığınız yerde hemen yanıbaşınızda duruyorlar! O yüzden Leonard Cohen'e Hallelujah konusunda çok katıldığımı söyleyemem. Ama aşk içinse. Ah evet aşk. Aşk için Hallelujah denir. Şükürler olsun Tanrı'm. Allahımmmmm oley beeee bile denebilir yumruğu sıkarak. Aşk...

O anlık kendinden geçiş anı. İnsanı tuzla buz eden bir duygu. Ama en nihayetinde dümdüz edip geçecek seni. Böyle de bir tarafı var. Biliyorsun ki sonsuza kadar sürmeyecek. Ve diğer dertlerinle el ele verip sana en yıkıcı darbelerden birini vuracak. Ne o çok mu iddialı buldun bu lafı mı? Hiç bozulma. Dünya var olduğundan beri insanı yıkan iki şey vardır.

Bir açlık.

İki aşk. Ya da aşksızlık demeliyim belki.

Her neyse aynanın karşısında yüzümü yıkayıp kuruladım. Cohen şarkısını söylemeye, şovunu yapmaya devam ediyor. Güneş işini gücünü bırakmış evin salonuna düşmüş. Evin salonu güneşten bir tarla adeta. Sıcak mı sıcak. Ve sarı mı sarı. Nefret ediyorum gündüzlerden ve yaz mevsiminden. Ah ne vardı şimdi bir kış sabahına uyansaydık. Gri mi gri bir sabah. Yağmur dolsaydı evin salonuna... Ne hayallerim var ama işte. Güneş, Cohen ve ben yapayalnızız. Mutfağa gittim sonra. Ketılın düğmesine basıp suyun kaynamasını bekledim. Kahve içmeliyim çünkü. Biliyorsunuz dimi? Kahvesiz sabahlar, sekssiz ilişkiler gibidir. Ne kötüdür seksin olmadığı ilişkiler. Ah şeyyy evet. Biraz saçmalamış olabilirim. Sabah libidoları malum. Neyse ki ketılın tııınnnnn sesi geldi. Su kaynamıştı. Kahvemi yaptım. Güneşin işgal ettiği salonu teğet geçip odama girdim. Cohen şovunu bitirmek üzereydi. Bakalım şimdi kim hangi şarkıyı söyleyecek? Ve işte başladı; Frank Sinatra. My Waaaaayyyy.... Of ne şarkıdır ama!

Kahvemi baş ucuma koyup yatağa uzandım. Sinatra; hayalimi anlatıyor, hayalimi şarkıya çevirmişler söylüyorlar öylece. Ve çok başka bir yerdeyim şimdi;

Hiç bilmediğim ve hiç kimseyi tanımadığım ülkelerin sokaklarında gezmek istediğim bir yerdeyim; hiç tanımadığım insanlarla daha önce hiç gitmediğim bir barda sarhoş olmayı umduğum ve kahkahalar atmak istediğim bir yerdeyim. Yağmur altında sevdiğim kadınla sarhoş ve bitap yürümeyi hayal ettiğim bir yerdeyim. Ben burada değilm, başka bir yerdeyim.

My Way... Şarkıda diyor ki;

“Kaybetmekten payımı fazlası ile aldım!
Ve şimdi …yatışırken göz yaşlarım,
Hepsini gülümseyerek hatırlarım!
Düşündüm de bütün bu yaptıklarım…
Utanç duymadan anlatılır mı?
Utanç mı?
Hayır , hayır , bu ben değilim!
Ben hepsini keyfimce yapanım...”

Ve hani keyif hani bu iyimserlik ve coşku. Ancak belki ölüme giderken. Bu yüzden yaşlı adamlar daha gururla söyler bu şarkıyı. Biz görece “gençler” için kaybedilecek daha çok savaş olduğu muhakkak. Fakat korkarım dostlarım; savaş baltalarımı nereye koyduğumu bilmiyorum. Toprağın derinliklerinde bir yerlerde. Ve açık yaralarımı öpüp, okşayarak saracak bir kadının hasretiyle hayallerimin ve şarkıların vaat ettiği dünyaların çok çok uzağında işe gitmeliyim.

Ah talihim, kör talihim.

Şarkı da bitti. Şimdi yeni bir şarkı.

Gloria Gaynor söylüyor; I will survive.

Yorumlar (0)