Saldım çayıra mevlam kayıra (2)

Geçtiğimiz haftalarda Covid-19 belirsizliği ve her gün ölen yüzlece yurttaşımızla ilgili yazımda "Saldım çayıra mevlam kayıra" demiştim. Bu kez aynı başlığı anımsatırken bunu hem ekonomi hem pandemi hemde demokrasimiz için söylüyorum.
 

Ülkemin halini ancak bu başlık altında toplanabilir... Gerçekten ekonomimiz tıkır tıkır uçurumdan aşağı yuvarlanıyor ve ne yazik ki hep birlikte bakıyoruz. Diğer yanda 20 aydır bir türlü söndürülemeyen pandemi ve Covid-19. Hergün 30 binlerde yeni vaka ile yine ortalama 220 ile 250 rakamları ile açıklanan ölüm sayıları. Ve bunları çaresizce savunan sıkışınca Dünyanın 3. Büyük ekonomisi Japonya ve parası Yen ile bizi kandırmaya çalışan AKP iktidarı. Keza bakın anımsayın 2013 yılı Gezi olaylarını. Bir kez daha söylüyorum 'Gezi Eylemleri' sırasında Dolar 1.88'den 1.92'ye çıktı diye "Ekonomiyi batırdınız" diyorlardı. Allah kimseyi bu kadar alçak. Dolar 1.92'den 11 liraya çıktığı halde tek kelime etmeyecek kadar haysiyetsiz, yapmasın.
 

Sevgili Dostlar. Türkiye güçlü bir devlettir. Ne kadar tahrip edilse de ayakta durmaktadır. Ne varki çocuklarımızı da geçtim onların evlatları da şu 20 yıllık iktidarın har vurup harman savurma politikası yüzünden borçlu doğacaktır. Acı olan budur. Acı olan bugün Türkiye'de insanların bir avuç azınlık dışında yoksul ve aç olmasıdır.Bunun çıkış yolu da yine o yoksul milyonlardan beklenmektedir. Vergiyle harçla insanların adeta ümükleri sıkılmakta nefes alamaz hale gelmektedir.
 

Peki ekonomiyi düzeltmek kolay mı?
Türk Lirası’nın değer kaybı önlenemiyor. Dolar, 11 TL’yi geçti. Yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı; yüksek döviz, yüksek faiz, yüksek enflasyon sarmalı sürüyor. Açlık sınırı 3 bin lirayı buldu, yoksulluk sınırı 10 bin lirayı aştı. Yüksek dış borç ve enerji fiyatlarındaki artış da Türk ekonomisini zorluyor. Peki, çözüm ne?
Cumhuriyetin ilk yılları, erken dönemi, sonra da 1960’lar, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) öncülüğündeki planlı yıllar, çözümün ne olduğunu anlatıyor bize. 24 Ocak kararlarının alındığı 1980 sonrası ise çözümün ne olmadığını gösteriyor hepimize. Çünkü aradan geçen 41 yılda, ülkemizi tek başına veya koalisyon ortağı olarak yöneten çok sayıda partiye karşın, özünde tek bir ekonomik program çıkıyor önümüze. Serbest piyasa ekonomisi, kapitalizm, liberal düzen, özelleştirmeler, sosyal devletin tasfiyesi, emeğin baskılanması, her iktidarın kendi zenginlerini yaratması...
 

Çözüm halkçılık
Çözüm; devlet işletmelerini Türkiye geneline yayan, Anadolu’da yaygın olarak kuran, sanayileşme sürecinde nüfusun büyük kentlere yığılacağını, bunun da büyük ekonomik, toplumsal, siyasal sorunlar doğuracağını öngörüp sanayileşmeyi planlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Çözüm; dokuma fabrikasını Aydın’ın Nazilli ilçesinde; şeker fabrikalarını Alpullu’da, Turhal’da, Uşak’ta; sanayi tesislerini Malatya, Sivas ve Kayseri’de açan; Kırıkkale ve Karabük’te ağır sanayi tesisleri kuran Cumhuriyetçi ekonomi politikaları. Çözüm; üretim ekonomisi, ithal ikameci politikalar, bütüncül kalkınma.
 

Üç boyutlu çözüm
Üstelik çok boyutlu bir çözüm bu. Çünkü bu sayede, başta deprem olmak üzere doğal afetler meydana geldiğinde, sanayinin büyük bölümü yıkıma uğramıyor. Zira dengeli bir dağılım söz konusu. Türkiye, planlamanın, dengeli dağılımın önemini en son 1999 depreminde gördü. On binlerce insanımız yaşamını yitirdi. Sanayimizin büyük bölümü, deprem bölgesi ve çevresine yığıldığından ekonomi büyük yara aldı.
Ekonomik sonuçları yanında, toplumsal, siyasal, kültürel açıdan da önemliydi, Cumhuriyet’in ekonomi politikaları. Bu yolla, büyük kentlerin dengeli büyümesi sağlanıyor, şehir rantı peşinde koşanların haksız kazanç elde etmesi önleniyordu. Sivas, Eskişehir, Malatya, Adana, Kayseri gibi kentlerimizde emekçilere, memurlara, günün koşullarında güzel, sağlıklı lojmanlar, sosyal tesisler yapılıyordu. Bu sayede yurttaşlık bilinci, ulus bilinci, sınıf bilinci gelişiyor, toplumsal bütünleşme hızlanıyordu. Feodal bağlar zayıflıyordu.
 

Devletçilik bitirildikçe bittik
Türkiye; devletçilikten uzaklaştıkça sanayi altyapısı zayıfladı. Büyük kentlere, aşırı nüfus akını oldu. Feodalizm, özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gücünü korudu, teröre zemin oluşturdu. İşsizlik, eşitsizlik arttı. Bölgeler ve sınıflar arasında gelir dağılımı daha da bozuldu. Devlet sanayileşmeye öncülük etmeyince, özel sektör yeterince kârlı bulmadığı yörelere yatırım yapmayınca, sorunlar daha da büyüdü, yapısal hale geldi. Ulaşımda ve yük taşımacılığında karayolları öne çıktı, bu da dışarıya bağımlılığı artırdı. Denizyolları, demiryolları üvey evlat muamelesi gördü. Sözün özü; neyin olmayacağı görüldü. Çözümün, devletçi, halkçı, kamucu politikalar olduğu, bir kez daha anlaşıldı.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Oktay Apaydın Arşivi