Bugün, ideallerinin, hayallerinin peşinden gitmiş ve başarmış bir Cumhuriyet kadınını yazmak istiyorum. TRT Ankara radyosu spikerlerinden olan, “İlk açık havada röportaj”, “ilk naklen yayın”, ”ilk röportaj” gibi yenilikleri deneyimlemiş ve Türkçe’ye tutkun bir kadın. Yabancı dile karşı çıkmayan ancak Türkçe’yi çok sahiplenip, doğru kullanılması için hayatı boyunca çalışmış, kendisini sadece “dil konusunda ırkçı” olarak anlatan, 14 Mart 2011 yılında kaybettiğimiz, Jülide Gülizar. 
Yaşamı boyunca, tarihi olarak birçok olaya tanıklık etmiş ve mesleği gereği, şahit olduğu olayların sunumunu da yapmış. Hayatı boyunca tam 5 darbe gördüğünü düşünürseniz, ne muazzam hatıralara sahip olduğunu tasavvur etmişsinizdir. Darbe sonrası yasaklanan sözcüklerden üzüntü ile bahsederken, kelimelere olan sevgisini anlamak mümkün.
***
Jülide ismini de annesinin ve babasının okuduğu, Reşat Nuri Güntekin’in, “Akşam Güneşi” kitabındaki Jülide karakterinden almış.                                                                                                                          
Adana’da, 1929 yılında doğan Jülide Gülizar’ın gerçek soyadı, Göksan. Çocukluk yıllarından beri şiire meraklı, şiir yazan bir genç olduğundan, evlendiğinde soyadının değişeceğini düşünmüş ve şiirlerinin altında imza olarak,     Gülizar soyadını yazmaya başlamış. Sonraları şiir yazmaktan vazgeçmiş. Bunun sebebini sorduklarında ise şu cevabı vermiş; “Şiire olan saygımdan yazmayı bıraktım.” Ama şiir gibi yaşamış...
***
Lise son sınıfta, şiire tutkulu olduğu yıllarda radyoda bir şiir programı olmamasına üzülüyormuş. Bir gün bu konuyu düşünür ve özenle giyinip, kuşanıp Ankara Radyoevi’nin kapısına dayanır. İçeri girdiğinde, karşısına çıkan beye Hikmet Münir Ebcioğlu’nu görmek istediğini söyler. “Randevunuz var mı?” diye sorulunca, Jülide orada şaşırır ve der ki; “Biz namuslu aileyiz, bizde öyle şey bulunmaz.” Adam şaşırır ve soruyu tekrar yineler; ”Randevunuz var mı?” 
Mersin’de denize girdikleri zaman “randevuevi kadınları geldi” diye konuşan kadınların tedirgin hali gözlerinin önüne gelen Jülide, bu tekrar soru üzerine yeniden öfkelenir; “Dedim ya biz namuslu aileyiz diye!” Adam bu defa soruyu değiştirerek; “Yani siz Hikmet bey’e telefon açtınız, o da size filanca gün gelin mi dedi?”der. Jülide; “Öyle mi yapılır?” diye sorar. Yaşlı adam çaresiz, Hikmet beye telefonla durumu iletir. ”Gelsin”diye izin aldıktan sonra, içeriye girer ve sorar; “Bu radyoda niçin bir şiir saati yok?”
H. Münir Ebcioğlu şaşırır; “Sahi niye yok?”
Jülide; “Ben de size onu soruyorum.”der ve devam eder. “Bu şiir saatini ben yaparım.” H.Münir Ebcioğlu dikkatle dinledikten sonra, “biz üçer aylık programlar yapıyoruz. Yenisi bir ay sonra başlayacak, o zaman şiir saati koyarız. İyi ki uyardın bizi der.” Jülide, büyük bir sevinçle evine döner, babasına radyoda şiir okuyacağını söyler. Babası; “Sana mı kaldı? der gibi bakar. Bir süre sonra radyodan çağırılır ve kendi yazdığı şiirleri okumaya başlar. H. Münir Ebcioğlu, “lise bitince seni spiker yapalım”der. Jülide çok mutludur. Lise biter ve Ankara Hukuk Fakültesine girer. Avukat olmuştur ama o tercihini okuduğu bölümden değilde, haber spikerliğinden yana yapacaktır. 1956 yılında Ankara Radyosunda başlayan öyküsü, TRT’de haber spikeri olarak devam eder. 30 yıl çalıştıktan sonra, 1982 yılında ayrılır ve yayın kuruluşlarında, eğitim alanında çeşitli kademelerinde çalışarak, Türkçe’ye, katkılar     sağlar.
***
Jülide Gülizar’ın bir röportajında, “dilimizin kullanılışını nasıl buluyorsunuz” sorusu üzerine verdiği cevap, “çok kötü buluyorum, dilimiz yok olmak üzere” diye olmuş. Ve konuşmasında şuna vurgu yapıyor; “Atatürk, yüzü hep batıya dönük bir lider olduğundan, Cumhuriyetin ilk yıllarında, bilgilenilsin, öğrenilsin diye birçok kişiyi yurtdışına gönderirdi. 6 ay sonra dönerlerdi ama gidenler hep ilkelerine sahip çıktı. Hiçbiri şımarmadı!” diyerek, Türkçe’nin içine karışan ingilizce, fransızca kelimeleri üzülerek eleştirmiş.
Jülide Gülizar’ın, 2010 yılında ÇGD’den  Ahmet Abakay’a verdiği röportajı okudum. Bu kadar olaya tanıklık eden bir kadının mutlaka çok güzel hatıraları olacaktır. Şimdi bunlardan birkaçını size aynen aktaracağım. Yakın tarihi, yaşamış birinden dinlemek gerçekten öykü tadında oluyor.
***
“Ben TRT’ye 1956 da başladım. Başladığımız zaman bin kişilik bir gruptan üç kişi kazandık. Bizi hemen mikrofona çıkarmadılar, televizyon yok zaten. Biz zannettik ki hemen başlayacağız. Yok o kadar basit değil dediler. Eski spikerler, eski derken en yenisi benden 8 yıl önce girmiş, 8 yıl deneyimi var. Bütün yapılacak işleri onlar yapıyor, bizim de şöyle bir gong’umuz var. “Tınn” diye vuruyoruz, görevimiz o. Hatta biraz komik bir olay ama, spikerliğin her yönüyle uygulamasını yaptırıyorlar. 
Mesela dediler ki bir gün, gong nöbeti var. Gong dediğim şöyle; bir tabla düşünün ortada küçücük bir şey, üstünde şöyle yarım daire bir halka. Gong diyorlar. Bir de ufak bir değnek, ucunda keçe sarılı. İşte spiker Nevin Demirdöğen’den şarkılar dinlediniz diyor, biz” tınn”diye vuruyoruz. Saat başı haberler yoktu. Sadece, sabah, öğle, akşam, gece... Ajans denirdi.
Saat ayarı verilirdi. Ankara Radyosu'nda “bib bib” diye 6 tane bib çalar. 19:00 haber bülteni okunacak mesela, 19’a 2 kala 1 kala memleket saat ayarını veriyoruz. Gonga saat tam 19’da vurulacak. 10 saniye var, 5 saniye var, 2 saniye dikkat, “gonnn” diye vururduk. Onun sesi gümbür gümbür çıkardı çok hoşumuza gitmişti. Bir gün gong nöbeti bana geldi. O kadar da ciddiye alıyoruz ki emir eri gibi spiker emir veriyor biz de yapıyoruz. Anons yapıyor işaret ediyor “vur” diye biz de vuruyoruz.
***
O günlerde biz Devlet Demiryolları lojmanlarında oturuyorduk. İki lojmanda yalnız 66 tane çocuk vardı, ötesini hesaplayın artık! O gün ben nöbete gideceğim heyecandan öleceğim sanki. Balkona çıktım bağırdım “ey lojman ahalisi, balkona çıkın sizlere bir şey söyleyeceğim.” Koştular geldiler ,balkonlarda insanlar salkım salkım. “Bu gün gong nöbeti benim, saat 12’den itibaren akşama kadar o tınn tınları ben vuracağım.” 
O kadar önemli geldi ki heyecanlıyım, lojmandakiler alkışladılar. Neyse radyoya gittim. Sürekli vuruyorum dan dan dan.. 
Akşam eve geldim. Kapı açıldı babam "Jülide" dedi, "bütün arkadaşlarının gonglarını dinledim, seninki başkaydı.” Anneme de döndü, ”değil mi Nigâr” diye sordu. Annem dinlememiş bile "evet evet" dedi anlaşıldı durum.”
***
 “Amerika’da bir radyoda, 15 dakikalık bantlar vardı. Amerikan Radyosuna yapılmış bandı, Türkiye radyosunda program diye yayınlardık. Hiç ilgisi yok birbiriyle. Kitap saati vardı. Kitap saatinde birçok kitap solun “S” harfine bulaşmışsa yayından çıkarılırdı, yayınlanmazdı. 
“İktidar olan, hükümet adına ve hükümet olarak şu şu şu değişiklikler yapılmıştır” diye haber sunardık ama muhalefetin hiç hakkı yok. İsmet Paşa’nın adı radyoda geçmezdi. Ne zaman geçerdi, Menderes İsmet Paşa’ya, “bu paşa eskisi hangi ordularına güveniyor” filan diye bir laf etmişe o okunurdu. 
Meclis’te bir gün İsmet Paşa kürsüden bir şey söyledi “bu yanlış yapmayın gibi” indi kürsüden, Menderes çıktı, dedi ki “bu ihtiyar ölüme yaklaşmış ne konuşuyor.” İsmet Paşa tekrar çıktı “daha benim anam sağ” dedi, bu kadar söyledi indi. Yıllar sonra kendisiyle samimi olduk, ben röportajcı olarak çalıştım, yalnızca röportaj yaparak beş yıl, çok samimi olduk, bir çok şeyi hatırlıyor tabi. Niye öyle söylediniz dedim. “Ben insanlara ömür biçmem ömürleriyle de alay etmem, özellikle söyledim” dedi, “daha anam sağ ne diyorsun sen!” havasında...”
***
1994-2008 yılları arasında birçok kitap yazan Jülide Gülizar’ın ilk kitabı 1994 yılında yayınlanan “Haberler bitti, şimdi oyun havaları”. “Where are you going Türkçe(2004)”, “Yaşam sana teşekkür ederim(2006)” ve Türkiye’de     kadınların durumuna değindiği ”Ben bilmem     beyim bilir (2008)” adlı kitapları bunlardan     birkaç tanesi.
***
“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok; ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır! Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.” Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Bilgiyle, sevgiyle, çağdaşlıkla, çalışmakla, idealleriyle hayallallerinin ve haklarının peşinden giden tüm emekçi kadınlara selam olsun, Sevgiyle kalın... 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.