09.08.2020, 07:24

Covid-19'da korkulanlar oluyor


Bugün tabloyu paylaşmak içimden gelmiyor. Aylardır yazıp çiziyoruz, geldiğimiz nokta ortada. Rakamsal olarak düşüşe geçtiğimiz sürede hızlı bir anormal  normalleşme başlatıldı. Önce AVM'ler açıldı Ardından neredeyse tüm önlemler hızlıca kaldırıldı.Önce ucuz tatil kredileri ile sahil ve turizm pompalandı. Sonra Ayasofya  açıldı. Tüm dertler sıkıntılar sanki oymuş gibi herşey unutturulmak istendi. Her şey üst akılın yönlendirilmesi ile gidince bilim geri plana atılınca ekonomi ve siyaset ile PANDEMİ yönetilmek istenince son yıllarda sıklıkla yaşadığımız gibi oradan oraya savrulmaya başladık. Son bir haftaya bakacak olursak 1. Ağustos günü  vaka sayısı 996, Vefat sayısı günlük 19, toplam ölüm 5710 ve  ağır hasta 586, hastalarda zatürre oranı %8.7 idi. Öncek akşam açıklanan tabloda ise vaka sayısı 1185. Vefat  günlük 15 toplam vefat ise 5813 oldu. Ağır hasta 586, hastalarda zatürre oranı % 8.3 oldu. Toplam vaka sayısı ise  238.450 olarak gerçekleşti.Türkiye bu rakamlarla tek haneli oynamalarla Avrupa dsa vaka sayısında ilk beşteki yerini de pekiştirdi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca elinden geleni belki yapıyor yada yapmaya çalışıyor ama çokta başarılı olduğu söyelenemz. Bence "Üst akıl" kavramının altında ezildiğine dair toplumda genel bir kanı oluştu. Aslında şu anda ülkemizin hepimizin üst akıla değil bilimin ilimin yol göstericiliğine gereksinmemiz var keşke bunu zaman geçmeden ölümler artmadan kavrama noktasına gelsek.
Dünyada vaka sayısı 19 milyonu, vefat sayısı 713 bini aştı. Salgın bir ülkede sönümlenmeye başlarken, diğerinde alevlenmeye başlıyor. Tek başına bir ülkenin başarılı olması yetmiyor.
Virüsün her gün yeni bir marifetini öğreniyoruz. Pıhtılaşma bozukluğundan miyokardite ( kalp iltihabı), inmeden cilt döküntülerine, organ yetmezliğinden tiroid iltihabına geniş yelpazede patolojiler oluşturuyor. Sadece yaşlıları ve kronik hastalığı olanları değil.Gençleri ve sağlıklı bireyleri yoğun bakımlık yapabiliyor. Bağışıklık sisteminin sofistike yapısı nedeniyle, kimde nasıl bir tabloya neden olacağını tam öngöremiyoruz. Ancak toplumda gençlere ve sağlıklı insanlara bir şey olmayacağı algısı oluşmuş durumda ( çok yanlış). Buna bu haftaya kadar devam eden eksik filyasyon, yaz rehaveti, toplu düğün- cenaze merasimleri gibi durumlar da eklenince bu tablo kaçınılmaz oluyor.
Peki tablodaki rakamları nasıl istediğimiz duruma getiririz?
1. Filyasyon uygulaması devam etmeli.
2. Sadece temaslılara değil; kurye, tezgahtar, taksi şöförü, hostes gibi insanlarla yoğun teması olan meslek gruplarına da test yapılmalı.
3.Hastalığın yoğun olduğu yerlerde lokal tedbirlere başvurulmalı.
4. Bize düşen tedbirler:
- Özelikle kapalı mekanlarda kesinlikle maske
- Kapalı ortamlar iyi havalandırılmalı
- Açık alanlarda ortam kalabalıksa yine maske
- El hijyenine dikkat etmek
- Açık alanlarda en az 1-1.5 metre sosyal mesafe
- Düğün- nişan gibi törenlere sadece telefonla katılmak
Son söz: hastalığın kapalı ortamlarda bulaşma ihtimali çok daha yüksektir( market, tiyatro, sinema, sınıf). Açık alanda ise daha düşüktür. Kapalı alanda maske ve sosyal mesafeye dikkat edilmeli, ortam havalandırılmalıdır. Açık alanda sosyal mesafe maskeden önemlidir.
Filyasyon ekibi ve hastane personeline periyodik test yapılmalı, enfekte olmalarını engelleyecek tedbirler alınmalıdır.
Uzayan salgın nedeniyle tükenmişlik durumu yaşamamaları için üniversitelerin ilgili birimleri çalışma grupları oluşturmalı, gelecek perspektifi yapmalıdır.
Eylül'de patlama olacak
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin salgınla mücadelede başarısız olduğunu ve verilerin gizlendiğini savundu. Prof. Dr. Saltık, koronavirüs savaşımında Türkiye’nin toplam olgu sayısında dünyada 17. sırada olduğunu anımsattı. Prof. Dr. Ahmet Saltık, “Siyasal iktidar halkla gerçekleri paylaşmıyor. Bu durum güven bunalımı yaratıyor. Olasıdır ki eylül sonlarına doğru kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük ‘tam kapatma’ya zorunlu kalacağız…” uyarısında bulundu.
Test sayılarının yetersizliğine dikkat çeken Saltık, “Örneğin Rusya 198 bin, İngiltere 246 bin test yapmış her 1 milyon nüfus için. Ölüm sayıları olarak bakıldığında ise Türkiye’nin 5 bin 748’e ulaştığını görüyoruz. Açıklanan rakamların Türkiye gerçeğini hiç yansıtmadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Çok değişik verilerle, kanıtlarla ortaya kondu bu. Örneğin Erzurum Valiliği günlük 200, Malatya Valiliği ise günlük 100’ün altına inmeyen olgu sayılarını açıkladı. Ancak Sağlık Bakanlığı verilerine baktığımızda, Erzurum ve Malatya’yı içine alan, her biri 6-7 ili içeren 2 ayrı bölge için 45 dolayında olgu bildirildiğini gördük. Bu durum güven bunalımı yaratıyor.” dedi.
Ekonomi durmasın diyorlar
İktidar, ekonomiyi durdurmak istemiyor. Dolayısıyla salgın da durmuyor. Avrupa ülkeleri ilk dalgada neredeyse %95’e varan oranda ekonomilerini durdurdular, özellikle İtalya. Salgını ancak öyle denetleyebildiler. ABD, %50 gibi ekonomisini durdurdu ve halen salgın hızla sürüyor. İktidar, 14 günlük tam kapatmanın ekonomik maliyetinin çok yüksek olduğunu düşündü. Salgının tepe yaptığı Nisan ayı ortalarında 14 günlük tam kapatmayı ısrarla önerdik. O zaman bu uygulamanın günlük maliyeti yaklaşık 3.2 milyar $ idi. Yaklaşık 50 milyar $ gibi bir kaynak gerektiriyordu. Ne yazık ki 18 yıldır korkunç kötü yönetilen Türkiye ekonomisi, salgınla mücadelede elimizi kolumuzu bağlıyor. Türkiye’nin salgınla ilgili açık başarısızlığındaki temel neden ekonomik yetersizlikleridir.
Mangal karantinaları ile yürümedi
Saltık, yaptığı açıkalamada "2-3 günlük “piknik” ya da “bayram” karantinaları denebilecek alaturka yöntemlerle iktidar bu mücadeleyi götürmeye çalıştı, olmadı… Korkarım ki, eylül ortalarında ya da sonlarına doğru okullar da açılırsa, ayrıca 11 Mayıs’tan bu yana AVM’leri açarak geldiğimiz ölçüsüz açılım – saçılım politikaları, Kurban Bayramı ve tatil yerlerinin açılması olgu sayılarında bir patlamayla yansıyacak. Belki eylül sonlarına doğru, kaçındığımız, ötelediğimiz 14 günlük kapatmaya zorunlu kalacağız. Kaçındığımız 50 milyar dolara yakın harcamayı da fazlasıyla yapmış olduk. Salgın ülkemizde 5. ayını bitiriyor. Maliyeti korkunç boyutlara ulaştı. Olgu ve ölüm sayılarını da en az 2-3 ile çarpmak gerekiyor." dedi.Bilim Kurulu bu tabloyu seyredemez. ‘Danışma kuruluyuz, iktidar ne derse yapar’ diyemezler. Bu meslektaşlarımızın seslerini yükseltme zamanı geldi.
Yüzbinler karantinada
İçişleri Bakanlığı küresel corona virüsü salgını nedeniyle Türkiye’de topyekun mücadele yürütüldüğünü açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada ,"Ülkemizde koronavirüs salgını sürecinde, bugün itibarıyla 68 ilimizde, 5 ilçe (3 ilçe, 2 ilçe merkezi), 24 belde, 354 köy, 352 mahalle, 53 mezra olmak üzere toplam 788 yerleşim yerinde, 623 bin 766 kişi karantina altına alınmıştır" denildi.
Okullar nasıl açılacak
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan okulların açılmasının kesin kriterlere bağlanması gerektiğini vurguladı.
Ceyhan, “(ABD örneği) Biz de hiç değilse okulları daha güvenli ortamda açabilmek için günde 100 bin test yapalım. Kesin bilgiler ve tarihler vermek durumundayız. Okulları açalım, hangi durumda kapatırız bakarız, şeklinde bir yaklaşım güven vermeyecektir” dedi.
Farklı ülkelerdeki kriterleri örnek veren Ceyhan, “Bazı ülkeler bunu ‘R’ değeri olarak belirliyor. Bizde ‘R’ değeri 1’in üzerinde. Almanya böyle olunca kapatacağım diyor. 100 binin üstüne çıktığı anda kapatacağız gibi kesin kriterler koymamız lazım” ifadelerini kullandı.
Vaka sayıları hakkında tespitler yapan Ceyhan, şu ifadeleri kullandı:
* Binden 900’e inmek ne kadar önemli değilse 900’den bine çıkmanın da çok bir önemi yok.
* Görünen bir olay var, son zamanlarda Türkiye’de vakalar artış eğiliminde. Sürekli bin civarında vakalarla götüremeyiz bu işi demiştim.
* Ne sağlık personeli bu kadar uzun süre bu yükü taşıyabilir ne ekonomi taşıyabilir ne de halk taşıyabilir.
* Başka tedbirler almadığımz için, ki almamız gerekirdi, vakaların azalmaması ve arada bin 500’lere çıkan dönemde ek tedbirler gerekirdi almadık. Bu virüsün ek tedbirler almadan kendi kendine azalma şansı yok.
* Yoksa ne ekonomi istediğimiz gibi yürür ne sosyal yaşam ne de sağlık sistemi yürütülebilir.
* Bir şekilde uyum oranını artırmaya yönelik önlemdir bu ama bu olayı çok değiştirecek bir durum değil. Kalıcı olmayacaktır.
* Kalıcı olması için sokağa çıkma yasağı olmaksızın iş yeri kapatmaksızın uygulanabilecek bazı önlemler var. Yoksa biz bu tabloyu ciddi bir şekilde değiştiremeyeceğiz.

Yorumlar (0)