05.12.2021, 06:04

Dert küpüyüz maşallah!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kasım ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Onlara bakarsak gerçekten çok gzüel bir hayal dünyasındayız. Dert yok gam yok. Keyifler gıcır. Bakalım ne demiş yüce kurm TÜİK, "2021 yılı Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 3,51, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,82, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,31 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 17,71 artış gerçekleşti."

Çok garip günlerden geçiyor tarihe tanıklık ediyoruz. Ekonomi tıkırında diyenlerle ekonomi battı diyenler aynı gemide bu devasa geminin batışını acıyla seyrediyoruz. Daha önceki gün kapısı 83 milyona açık olduğu yasalarla belirtilen "TÜİK" Türkiye İstatistik Kurumu kapısında bu ülkenin ana muhalefet partisi liderini kapıdan içeri almadılar. Gerekçe "Randevu" halbuki internet sitelerinde bile bizlere yani yurttaşlara çağrı yaparak gelin bilgi verelim diyen bir Devlet Kurumundan söz ediyoruz. Yazıktır günahtır. Beki de o kurumun başındaki şahsın işgüzarlığı dır demek isterdim ama maalesef ortaya çıkan açıklamalarda bunun hiç te öyle masumane bir durum olmadığı da ortaya çıktı. Buraya kadar açık söyleyim bu ülkede doğru dürüst dönen çark falan kalmadı.

Ülkenin çivisi çıktı. Nasıl çıkmasın ki
Bu garip ülkenin eski başbakanı Binali Yıldırım zamanında ekonomik sıkıntılarla ilgili olarak ''Dolardan bize ne,dolsa ne olur, dolmasa ne olur...'' Tarih: Ekim 2016. Sonrasında buna benzer çok veciz sözler,cümleler kuranlar oldu. Bugün burada hem sizi hafta sonunda biraz güldürmek hem de düşündürmek için yine bunlardan söz edeceğim.
İlk sözümüzü Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a vermek gerek. Ne dedi Erdoğan; Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kur dediğin bugün artar, yarın düşer. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kur ve fiyat artışı olumsuzluklarını dikkatle izliyoruz. Kurla ilgili beklentinin rakamın seviyesi değil istikrarının sağlanması noktasında olduğunun farkındayız. Kur dediğin bugün artar, yarın düşer. Enflasyon dediğin bugün artar, yarın düşer" diye konuştu. Erdoğan, "Eğer ben de ekonomi tahsili görmüşsem ve bu ekonomi tahsilinden de öte bazı değerler silsilesi içerisinde de inandıklarım, bilgim varsa, faiz sebeptir, netice değildir. Enflasyon neticedir. Tabii burada bazıları bunun tam aksini savunuyorlar. Bunlar enflasyonun sebep, faizin netice olduğunu savunuyorlar" dedi.
İşte bu kadar. Dolar ile mi markete gidiyorsunuz. Dolar ile Avro ile mi maaş alıyorsunuz. fabrikanız mı var ki var ki enflasyon diyorsunuz. Sizi gidi keratalar sizi. Bir karton gezip gezmediği belli olmayan 30'lu yumurta 60 lira olmuş. Bir litre karton Süt bir ay önce 4.5 lira idi şimdi 9.75. Helva 26 liraydı şimdi 46 lira. Meyveler ise kilosu 5 liradan az olanı bulamazsın.
 

Ortalık toz pembe!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kasım ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Onlara bakarsak gerçekten çok gzüel bir hayal dünyasındayız. Dert yok gam yok. Keyifler gıcır. Bakalım ne demiş yüce kurm TÜİK, "2021 yılı Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 3,51, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,82, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,31 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 17,71 artış gerçekleşti."
 

Yine de son 3 yılın zirvesi
Reuters anketinde ortalama beklenti yüzde 20,7 olmuştu. Böylece resmi enflasyon, beklentileri aşmış oldu. Enflasyonda son üç yılın zirvesi görülmüş oldu. En son yine kur krizinin yaşandığı Kasım 2018’de enflasyon yüzde 21,62 olmuştu.
Enflasyon Araştırma Grubu ise tüketici enflasyonunu yüzde 58,65 olarak açıkladı. Kasımda dolar/TL, yüzde 40,3 ile Şubat 2001’deki kriz sonrasındaki 20 yıllık dönemin en sert artışını yaşamıştı.
 

Enflasyon hastalığından nasıl kurtuluruz?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kasım ayında tüketici fiyatlarının aylık yüzde 3.51 arttığını açıkladı. Böylece enflasyon, yıllık yüzde 21.31’e yükseldi. TÜİK’e giden CHP Genel Başkanı ve beraberindeki heyete de daha önce istedikleri randevuyu vermeyen TÜİK, kapıları açmadı. Ana muhalefet partisine randevu vermeyen, ardından kuruma gelince de binaya sokmayan TÜİK’in bu tavrının izah edilebilir yanı yok. Sırf bu görüntü bile kurumun açıkladığı rakamlara, istatistiklere yönelik tepkinin, haksız olmadığının kanıtı. Vatandaşın çarşıda, pazarda hele de gıda fiyatlarında yaşadığı enflasyonun, TÜİK’in açıkladığının iki üç katı olduğu biliniyor. TÜİK’in enflasyon hesaplama yöntemi ve veri sepeti üzerine de çok yazıldı çizildi. Fakat burada sorun çok daha derin, yapısal. Kurumun işlevi, görevi, geleneği, kadroları yanında, siyaset, ekonomi ve bilim dünyası açısından önemi biliniyor.
 

Şimdi uçuyor muyuz arkadaşlar!
Şimdi dostlar bakınız anımsayalım. Tansu Çiller dönemi 5 nisan kararlarında dolar kuru 680 kuruştan 1 lira 36 kuruşa çıkmıştı yani ikiye katlamıştı. % 100 devalüasyon oldu demişlerdi.Tarih tekerrür etti ve bu kez 6,90 liradan 13,80 lira olarak ikiye katladı.O zaman herkes battık dedi şimdi ise uçuyoruz deniyor,ilginç. Tabi bir de neden Norveç degiliz ;demek yerine iyiki Somali değiliz "dediğimiz için gelişemiyoruz. İyiyi örnek alacağımıza kötüden ibret alıp vicdanımızı rahatlatıyoruz. İşte bizi bu arabesk zihniyet tüketti. Bir de bu konuda ki İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in açıklamasını anımsatayım. “Sayın Erdoğan, okey oynar gibi ekonomi yönetilmez. Istaka dizer gibi, kabine yapılmaz, bürokrat atanmaz.” Ne kadar haklı değil mi. Geldiğimiz noktada ise iktisadi temellerden tamamen uzak ekonomi yönetimi, liyakatsiz bürokratlar ile birleşince, ülke kaosa sürüklendi. Türk Lirası serbest düşüşe geçti. Mutfaklarımızda büyük bir yangın var. Marketlerde karne uygulamaları başladı. Esnafımız satacak mal bulamıyor.
Kömürün tonu 4 bin lirayı geçti. Kış geldi,yakacak kömür alacak para yok. Dış güçleri bırak, Milletin haline bak desem de bakmazsın. Çünkü onların etrafında, kömür ihtiyacı olan fakir yok. Dolar 14 oldu. Büyük Ekonomist, pabuç bırakmayız diyor. Pabucu bırak,çorap kalmadı. Ne varsa b bıraktık. Top yekün battık.AKP^'liler konuştukça yandıkça yandık. Büyüdük dedikçe ufaldıkça ufaldık.Artık dayanacak güç kalmadı. Bakın bugünleri çok önceden gören ekonomist Özgür Demirtaş ne diyor; "Size Yalvarıyorum artık hata yapmayın. Faiz düşünce Enflasyon PATLAR. Faiz kendiliğinden değil de EMİRLE düşünce: Dolar, Euro, Altın, Emlak, Arsa, Her türlü Mal fiyatı FIRLAR. Öyle olunca bunları elinde tutan Zenginler daha ZENGİN, malı mülkü olmayan fakirler daha FAKİR olur". Ve ülkece böyle oluyoruz ta ki bu düzen değişinceye kadar.
 

Sıkıntılara yeni yorumlar
Ülkemizde yaşayan milyonların çektiği ekonomik sıkıntılar ile ilgili AKP'li vekillerin açıklamaları devam ediyor. AKP'li vekiller benzin istasyonları kuyruklarını da kendilerince "Bereket yoğunluğu"olara nitelediler.
AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, söz konusu kuyrukların ‘bereket yoğunluğu’ olduğunu söyledi. İstasyonların önünde biriken araçların görüntüsünü paylaşarak “Tarih yazsın: AKP döneminde benzin-motorin kuyruğu” diyen CHP’li Engin Özkoç’a yanıt veren AKP’li Çamlı’, “Bereket yoğunluğunu, CHP dönemi yokluk kuyruğu zannetmiş..! Sünger dolu yine…” ifadelerini kullandı.
 

Bizden önce kalorifer yoktu
Bir diğer AKP'li milletvekili İbrahim Aydemir ise , doğalgaza gelen yüklü zammı ''İktidarımızdan önce birçok kurumda kalorifer yoktu'' sözleriyle savundu.
AKP Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2022 yılı bütçesi üzerindeki görüşmeler sırasında; “Bizden önce doğalgaz kaç vilayetteydi? İktidarımızdan önce birçok kurumda kalorifer yoktu” dedi.
AKP Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, görüşmeler sırasında şunları söyledi:
"O kadar detaylı anlatım oldu ki, şu kitapçığı hakkıyla okuyan ya da takip eden muhalefetin suallerinin tamamına cevap verildiğini görür. Hep yokluk üzerine kurgulanmış bir muhalefet anlayışı… Sadece hayır kavramı üzerine inşa edilmiş bir muhalefet anlayışı var. Teşekkür etmek lazım, demek lazım ki geldiğimiz nokta hakikaten bir mesafedir… Bir arkadaşımız şunu söylüyor, ‘Enerji Bakanlığı bütçesi görüşülürken yüzde 48 zam açıklanıyor.’ Bu bizim mertliğimize, netliğimize çok net bir biçimde örnektir. Bizim popülist olmadığımızı gösterir. Bütçe görüşmeleri yapılırken bunu yapıyoruz. Biz samimiyiz. Bizden önce doğalgaz hangi ildeydi. Kaç vilayetteydi. Biz şimdi bütün ilçelere aktarıyoruz. Bizim iktidarımızdan önce birçok kurumda kalorifer yoktu."
 

1942'de ekmek karneyle dağıtılıyordu
Niye itiraz ediyorsunuz? 1942 yılında ekmek karneye bağlıydı. O yıllarda kaos vardı. Pandemi şartlarından bahsetmiyorsun, bütün suçu AK Parti’ye yüklemeye çalışıyorsun. Bunu yapmayacaksın. Herkese hizmeti, vatana hizmet olarak gören bir anlayış var. Bugün Rusya vanayı kesse Avrupa kettle ısıtamaz. Örnek alın bakın, dünya örnek alıyor. Daha önce bu ülkede gaz yağı kuyrukları vardı. Gaz ocakları vardı. O ocaklara gaz yağı bulunamazdı. Siyasetimizin özünde insan var. Yenilebilir enerji kavramı da bizimle hayat buldu.
Bunlara yine Allah akıl fikir versin demekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Bir iktidar insanı böyle mi zehirliyor bunu da görmüş oluyoruz aslında.Ben inanıyorum ki AKP tarafından geliştirilen ‘Milli Kurtuluş Savaşı’ söylemi de garip gurebaya gaz vermek.
Konuyla ilgili olarak geçenlerde CHP lideri Kılıçdaroğlu, "Milli Kurtuluş Savaşı veriyoruz" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yanıt verdi: Millete gaz vermeyi bırak. Otur, görevini yap. Tüpün fiyatı 170 TL den 340 TL'ye çıkmış. Tüpün dış güçlerle ne alakası var? Kılıçdaroğlu " Bir lokantacı esnaf “Dış güçler una zam yaptı. Dış güçler yüzünden tüpçüyle tartıştık, tüpün fiyatını 170 TL'den 340 TL'ye çıkarmış. Dış güçler bizi perişan etti. Hani diyor Avrupa bitmiş tükenmiş, nereye bitmiş abi hepsi yalan dolan” diyor. Haklı. Tüpün dış güçlerle ne alakası var" şeklinde konuştu.
Son olarak öncek gün Elbistan'da yaşanan bir olayla buraya nokta koyalım. "AKP'li Mahir Ünal'ın açılış hezeyanı: Zaten kimse gelmemiş ki bir siz gelmişsiniz". AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kahramanmaraş'ta Elbistan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin açılışını

yaptı. Ancak açılışa az sayıda Elbistanlı katıldı. Bu duruma tepki gösteren Ünal, “Zaten kimse gelmemiş ki bir siz gelmişsiniz. Demek ki bu Elbistanlılar herhalde bu hastanenin açılışına pek mutlu olmadılar” dedi. Açılışa katılan bir vatandaş, Ünal’a, “Sayın Bakan’ım geleceğimiz kalmadı. Gübreye yüzde 500 zam” diye seslendi. AKP'ye her yerde tepki var ama. Düzelen hiç bir şey yok maalesef
 

Ekonomi değil sağlıkta da sıkıntı var
Ekonomi batıkta sanki diğer konularda çok mu iyi durumdayız. Hayır. Nereye el atsanız orası dökülüyor. Örneğin sağlıkta. Bir zam tantanasıdır gitti. Sonunda geldiğimiz noktada bunun zam değilde hastane döner sermayeleri yerine hazineden karşılanacak ücretler olduğuı anlaşıldı. Yani zam mam yoktu. Yine bir algı operasyonu başarıya ulaşmış idi. Bu algı sağlık sektöründe çalışanları bile kısa süreliğine karşı karşıya getirdi. Ama gerçek anlaşılınca sanırım herkes kendine geldi.
 

Haftalık vaka 200 bin ölüm 1500
Covid ile mücadelesinde her ne kadar Sağlık Bakanlığı uğraşmaya devam ediyorsa da yurttaş tarafından baktığımda pekte kimsenin umuru olmadığını fark ettim.Tıklım tıklım ulaşım araçları, maskeyi takınca çenesinde taşıdığı, mesafe ve hijyenin artık unutulduğu günlerden geçiyoruz. Ne var ki salgın da hız kesmiyor aksine yayılmaya daha fazla can almaya dervam ediyor. Günlük rakamlara bakıyorsunuzdur. Ben bir ortalama ile açıklayayım. Sağlık Bakanlığı verilerine göre vaka sayıs haftalık ortalama 200 bin sınırında. Haftalık vefat sayısı resmi rakamlarla 1500 civarında.
 

Durumumuz hiç parlak değil
Türkiye’de yaşanan sosyal ve ekonomik krizle birlikte baskılar ve belirsizlik rejimi kaygıları artırırken, salgının kötü yönetimi duyarsızlığı, baskılar da sessizleşmeyi bizlere dayatmakta, salgını izleyip dönüştürme ve değiştirme irademizi yok etmeye çalışmaktadır.TTB konuyla ilgili olarak dün yaptığı kapsamlaı açıklamada "gerçek vaka sayıları açıklanmıyor, hastane yatışları ve ölüm sayılar gizleniyor,epidemiyolojik veriler paylaşılmıyor, hasta-vaka çelişkisi yaratılıyor, temaslılar bulunmuyor, olası vakalar saptanmıyor, şüpheli kişilere test yapılmıyor, etkisi olmadığı biline biline ilaç dağıtılıyor, hızlı testler devreye sokulmuyor, önlemler kamusal denetime tabii tutulmuyor, en ciddi önlem olan aşı konusunda somut adımlar atılmıyor, aşı konusunda kafa karışıklıkları giderilmeye çalışılmıyor, dahası “yerli ve milli aşı” söylemi ile kafalar daha da karıştırılıyor, insanların aşılarını ertelemelerine yol açılıyor, aşı karşıtlarına ses çıkartılmıyor, aşı konusunda yasal düzenlemelere gidilmiyor. Tüm bunlar salgının yönetil(e)mediğinin göstergeleridir." denildi.
 

Açıklamalar umursanmıyor
Geniş yelpazeli Bilim Kurulu üyelerinin varlığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yönlendiriciliği göz önünde bulundurulduğunda, sağlık emek ve meslek örgütlerinin, uzmanlık derneklerinin salgına yönelik süregelen açıklamalarını duymazdan gelseler de bu gerçeklerden habersiz olamazlar. Tüm bunlar, yaşanan tablonun bilinçli tercih edildiğini gösteriyor. Ağustostan bu yana kontrol altına alınamayan pik görünmez kılınıyor.
 

Günde bir uçak dolusu insan ölüyor!
Günde bir uçak dolusu insanımızı COVID-19 nedeniyle kaybetmemize sessiz kalınıyor, alışmamız isteniyor. Bu konuda ciddi hiçbir adım atılmıyor. Dahası toplumsal hareketliliğin daha da artırılması, fiziksel mesafenin ortadan kaldırılmasına yönelik düzenleme ve genelgeler Gençlik ve Spor ile Kültür bakanlıklarından, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan peş peşe geliyor.
Aşısızlara yönelik PCR test zorunluluğu aldatmacası her yerde, toplu yaşam alanlarında devam ediyor. Önlenebilir ölümlere sessiz kalınarak yaşam hakkı, sağlık hakkı yok sayılıyor. Sosyal cinayetler bu belirsizlik yaratan siyasi tutumla sosyal kırıma dönüşüyor.Ne iyi ki, belirsizlikleri ortadan kaldıran, duyarsızlaştırmaya karşı direnci büyüten, bilime güveni sağlayan, doğru bilgiyi toplumla buluşturan sağlık emek ve meslek örgütleri var, meslek örgütü TTB var!
 

Gerçekler gizleniyor
TTB açıklamasında COVID-19 salgınının gidişatı açısından önemli bir dönüm noktasında bulunulduğuna dikkat çekildi. Açaılamada " Virüsün önceki türlerine göre çok daha hızlı yayıldığı bildirilen Omicron varyantı tüm dünyada yaygınlaşırken, korona virüs enfeksiyonlarının hızlandığı yüksek riskli kış aylarına toplumun sadece yarısı tam aşılanmış bir şekilde girmekteyiz. Ağustostan Beri yüksek seyreden resmi vaka ve ölüm sayıları ile Sağlık Bakanı’nın da gerçek tabloyu yansıttığını nihayet itiraf ettiği hesaplanan fazladan ölümlerin daha da artmasından büyük endişe duymaktayız" denildi. Geldiğimiz şu noktada, hastaneye yatışları ve can kayıplarını önlemek için gereken toplumun en az %80’ini aşılama hedefine sadece insanların aşıya başvurmasını bekleyerek ulaşmamız mümkün değildir. Risk altındaki ve incinebilir grupları gözetecek şekilde aşıları ihtiyaç sahiplerinin ayağına götüren ve etkili iletişim çalışmalarını içeren kampanyaların yanı sıra, aşının belirli meslek grupları, çalışma ortamları ve toplumsal dolaşımda kapalı ve kalabalık ortamlara girişte zorunlu hale getirilmesini sağlayacak yasal düzenlemeler gerekmektedir.COVID-19 salgınının başından beri Türkiye’nin kendi içinde tutarlı, bütünlüklü, iyi planlanmış, hedefleri ve öncelikleri net ortaya konmuş bir pandemi yönetim politikası olmamıştır. Neredeyse iki yıldır salgın günübirlik kararlarla, geleceği düşünmeden, planlamadan, bugünü kurtaracak şekilde yönetilmiştir. Günün koşullarına göre iktidar kimi ya da neyi önceliklerse, hangi güç gruplarının sesi çok çıkarsa, düzenlemeler o grubu kayırmıştır. Bu sırada toplum feda edilmiş, artan COVID-19 vakalarının tüm yükü sağlık çalışanlarının omuzlarına yüklenmiştir.Doktorlar, hemşireler bir yandan insan üstü çabayla çalışmış, bir yandan da sistemik hale gelmiş olan sağlıkta şiddetten kaçınarak hayatta kalmaya çabalamışlardır. Salgın İlerledikçe, önceki aşamalarda yapılan hataların bedelini tüm toplum olarak misliyle ödüyoruz.
 

Yorumlar (0)