13.06.2021, 06:20

Tek derdimiz aşı olsaydı

EVET dostlar bugünkü başlığımız "Tek derdimiz aşı olsaydı". Aşı karşıtlığının tavan yaptığı bu günlerde başta pandemiye bağlı olarak yaşanan sıkıntıların altında ezildiğimizi unutmayalım. Bir yılı aşan süredir eğitimin yapılamadığı, telafi zorunlu olmayan, uzaktan adlarıyla sürdürmeye çalıştığımız eğitimde milyonlarca öğrencimiz eğitimini yapamadı. Mutfaklarda yangın var. Marketlerde fiyatlar uçtu. Bir yandan iç siyasette tıkanan tartışmalar. verilmeyen yanıtlar, yanıtlanmayan sorular. İddialar.
Sadece bir tanesinin bile bazı ülkelerde iktidar düşürecek cinsten. Maşallah öyle istikrarlı ülkeyiz ki Türkiye'de yaprak kımıldamıyor. Yani halimiz bu iken dönelim biz gene geleneksel derdimize Corona'ya. Bakın çarpıcı bir örnek vereceğim.

 

Vaka sayısı 6 misli fazla!


Geçen yıl Cumartesi günü yani 12.06.2020 de ülkemizde  Anormalleşme dönemi başlamıştı. Vaka sayıları "Son 24 saat içinde 41,013 yeni test yapıldı. 1,195 yeni tanı kondu. 15 kişi hayatını kaybederken 1,242 kişi daha iyileşti -Test: 2.541.903 -Vaka: 175.218 -Vefat: 4.778 -Entübe: 282 -Yoğun Bakım: 664 -İyileşen: 149.102" idi. Peki Cuma günü itibariyle Türkiye'de 2. Anormalleşme dönemi birinci ayı 12. gününde durum neydi ? 11 Haziran corona virüsü verilerine göre  semptom gösteren 561 hastayla birlikte 6 bin 261 yeni vaka tespit edilirken 69 kişi hayatını kaybetti. 224 bin 128 testin daha yapılmasıyla toplam test sayısı 56 milyon 570 bin 784’e ulaştı. Semptom gösteren 561 hastayla birlikte 6 bin 261 yeni vaka tespit edildi, toplam vaka sayısı 5 milyon 319 bin 359’a çıktı. Can kaybı da 69 artarak 48 bin 593’e yükseldi.
 

Haydi normalleşmeye!


Şimdi bu rakamlara göre özellikle de Turizm mevsimi nedeniyle hızlantırılmış Anormalleşme tedbirleriye varacağımız nokta ağustos ayı ortasına kalmaz vaka sayılarını 50 binlere çıkması olacaktır. Aşı konusunda da ortaya çıkan ciddi ayrışmalar yüzünden aşılama sağlıklı yapılmıyor. Aşı Olmayanlar da hepsi birer potansiyel Covid-19 hastası adayı. Hal böyle olunca ne gelir elden dostlar.
 

Avrupa tetikte


Bizde durum byle iken Avrupa'da ve dünyada durumu nedir. Kısaca bir göz atalım isterim. Normalleşmeye başlayan ilk ülkelerden biri olan İngiltere'de daha hızlı yayılan Delta varyantı endişe yaratıyor. Almanya da Delta'ya karşı tetikte. Bu varyant Türkiye'de de görülmüştü.
Bu rakamlara lütfen dikkat edin. Yetişkinlerin yüzde 60'ının tek doz, yüzde 40'ının da iki doz aşı olduğu İngiltere'de, Türkiye'de ise yaklaşık 18,5 milyon kişi ilk aşısını ve 13,5 milyon kişi her iki dozu da aldı. İlk kez Hindistan'da ortaya çıkan ve adına daha sonra Delta varyantı denilen B.1.617 koronavirüs mutasyonu vaka sayılarını yeniden artırmaya başladı.
İngiltere Halk Sağlığı kurumunun bugün yaptığı açıklamaya göre ülkedeki yeni vakaların yaklaşık yüzde 90'ı Delta varyantı kaynaklı. Son yedi günde 44 binden fazla yeni vakanın tespit edildiği ülkede bir haftalık insidans oranı ise yeniden yüzde 60'ın üzerine çıkmış durumda. Hastanede tedavi altına alınan Covid-19 hastalarının sayısının da arttığı ülkede uzmanlar yeni bir dalgaya karşı uyarıyor.

 

Üçüncü dalgaya karşı uyarı


Delta varyantının geçen Aralık ayında İngiltere'de ortaya çıkan Alfa varyantından yüzde 60 daha bulaşıcılık gösterdiğine dikkat çeken Londra Imperial Koleji'nden (Imperial College London) epidemiyolog Neil Ferguson, bunun da en iyimser tahmin olduğunu kaydetti. Ferguson, muhtemel üçüncü dalganın etkisinin İngiltere'nin kış aylarda kapanmasına neden olan Alfa varyatının gidişatı ile karşılaştırılabileceği uyarısında bulundu.
 

Merkel: Salgın daha geçmedi


İngiltere'yi tehdit eden Delta varyantına karşı vaka sayılarının düştüğü Almanya da tetikte. İngiltere'de hızla yayılan varyantın kendilerini de endişelendirdiğini söyleyen Almanya Başbakanı Angela Merkel, dün eyalet başkanları ile bir araya geldiği toplantının ardından yaptığı açıklamada, sayılar düşse de salgının henüz geçmediğini söyledi.
Almanya'da Mayıs ayında Delta varyantı toplam vaka sayısının yüzde 3'ünü oluşturuyordu. Ülkede hükümetin salgın politikasına destek veren Robert Koch Enstisüsü'nün 9 Haziran 2021 tarihli verilerine göre virüs varyantları Thüringen ve Bremen dışında Almanya'nın tüm eyaletlerinde görülmüş durumda. Almanya'nın toplam eyalet sayısı 16.
Almanya'nın ünlü virologlarından Christian Drosten da Delta ve benzeri varyantların sonbahar aylarında baskın olabileceğini uyarısında bulunarak yetişkinlerin aşılanmalarının hızlı bir tempoyla sağlanmasını önermişti.

 

Türkiye'de de görülmüştü


Türkiye Sağlık Bakanı Fahrenttin Koca, Delta varyatının Türkiye'de de görüldüğü açıklamıştı. Ancak Türkiye'deki vakaların yüzde kaçının Delta varyantı kaynaklı olduğu bilinmiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre Hindistan kaynaklı çift mutasyonlu Delta varyantı şimdiye kadar 65 ülkede görüldü. Ülkemizde 100 binde vaka sayıları 17 hafta önce açıklanmaya başlamıştı. İlk hafta 100 binde vaka sayıları ortalaması 58,96 idi. * 11 haftada en yüksek değere 397,40'a ulaştı. En yüksek değerden en düşük değer olan 57,87'ye 6 hafta içinde ulaşıldı. Delta varyantı, aşılama oranının yüzde 40 ın üzerinde olduğu İngiltere'de henüz aşılanması tamamlanmayan yaş grupları içinde hızla yayılarak 100 binde haftalık vaka sayısına göre ülkeyi Türkiye'nin önüne taşıdı.
Bir de aşıya karşı olanların işleri karıştırmak için boş yere randevu aldıkları haberi dolaşıyor. Kendileri olmadıkları gibi, başkalarının da olmasını istemiyorlar. Bu küçük bir kusur değil, resmen organize kötülüktür. Kendiniz olmayın, zorunlu değil zaten; Halkın sağlığıyla oynamayın.
Sıcakta mikrop ölür. Denizde güneşte sıkıntı olmaz diyenlere duyurulur!
Dünya Sağlık Örgütü Acil Program Başkanı Mike Ryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Mevsimin veya hava sıcaklığının bu soruna çözüm olacağı beklentisine kapılamayız” ifadesini kullandı.Ryan, “Mevsim değiştiğinde virüsün daha saldırgan davranması veya daha etkili bulaşıp bulaşmaması yönünde elimizde bir veri yok” şeklinde konuştu. Salgının ilk dönemlerinde bazıları, havaların ısınmasıyla Covid-19’un yayılmasının yavaşlayacağını iddia etmişti. Ancak kuzey yarım kürede virüs yine bu bahar aylarında yayılmaya devam ederken bu iddia da ağırlığını kaybetti

 

Bilime inanmayan inanmasın...


Artık söylediklerinin alt metnini gizlemek için hiç zahmet harcamaya tenezzül etmeyen Cumhurbaşkaın Erdoğan’ın geçen haftaki söyleşisi tam bir altın madeniydi. Her ne kadar evcil hayvanlar konusunda yaptığı ‘şaka’, kesif empati yoksunluğuna hayret verici bir örnek olsa da benim takıldığım daha çok hükümetin aşı stratejisine ilişkin söyledikleriydi: "Yoğun bir şekilde aşımız geliyor. Bu aşıların gelişiyle birlikte de 50-55 yaş üstüne de aşıyı yoğun bir şekilde yapmaya başlayacağız. Ciddi manada bir korunma sürecini tıbben de almış olacağız. Ben üç aşımı oldum, ama üç aşıdan sonra bir de antikor ne noktada yükseldi mi yükselmedi mi bununla ilgili de adımı attım. Hamdolsun 2.160’ı yakaladım."
Sağlık Bakanlığı’nın resmi verilerine göre 2 Haziran 2021 itibarıyla Türkiye’de ilk doz aşısını olan insan sayısı nüfusun yüzde 20’sine tekabül ediyor. İki doz aşı olan ise yüzde 15.1. Üç doz aşı olan, yani gerekli iki dozun üstüne bir de koruyucu doz alan Erdoğan’dan başka kimse varsa da bilmiyoruz, belki başka AKP üyelerine de yapılıyordur. Erdoğan, aşı politikasından bahsederken dördüncü cümlesinde kendinden bahsetme isteğine yenilmese, onun olduğundan da haberimiz olmayacaktı.

 

Tek kişilik yönetim!


Bir liderin, yüzde 80’i daha ilk doz aşı bekleyen bir kitleye, üçüncü dozu olup antikorlarını nasıl yükselttiği konusunda böbürlenmesinin nasıl bir mesaj verdiğini tartışmaya uzun uzadıya gerek var mı bilemiyorum. Erdoğan eğer “Ben olmasam da olur, benim aşımı da Reis’e yapın” diyecek kitlenin hâlâ kendisini iktidarda tutmaya yetecek çoğunlukta olduğunu düşünüyorsa yanılıyor olabilir. Ama daha önemlisi, Erdoğan’ın bu sözleri söylerken bilinçaltından Türkiye’deki adı konulmamış pandemi yönetimi stratejisini açık etmesi.
Saray’ın iletişim stratejisinin tek kişiyi mutlu etmek olması gibi, pandemi stratejisi de Tayyip Erdoğan’ın esenliği üzerine kurulu. Onu mutlu edecek her şey farz, geriye kalan her şey teferruat. Pandemi yönetiminin temel hedefi de, süreci Erdoğan’ın rejimini tehlikeye atmadan, mümkünse de kuvvetlendirerek nihayete erdirmek. Atılan her adımın temel mantığı bu. Rejimin temel pandemi stratejisinin Erdoğan’ın iktidarına yönelik bir hasar kontrolü olacağı ilk günden belliydi aslında. Hemen hemen bütün ülkelerde, dünyanın en sorumsuz insanının o sırada başkan olduğu ABD’de bile devlet başkanları ilk günlerden itibaren ulusa seslenerek pandemi yönetiminin liderliğini, yani sorumluluğunu aldı.

 

Geriye bir bakarsak


Salgının Türkiye’de başlamış olabileceğinin konuşulduğu şubat ayının başında, salgına önlem olarak ‘bir kaşık dut pekmezi yemeyi’ öneren Erdoğan ise, ilk vakanın açıklandığı 11 Mart’tan itibaren uzun süre ortalıkta görünmedi. İlk vaka açıklaması ise o güne kadar kamuoyunun pek tanımadığı, hastane zinciri sahibi ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yapıldı. Koca’nın, Erdoğan’ınkine hiç benzemeyen yumuşak ve teskin edici tarzı, bu ilk günlerde halktan takdir görürken, perde arkasında Erdoğan rejimi, daha önce benzeri görülmemiş şekilde sahadaki doktorların ağzını kapama tedbirlerine başlamıştı bile. Mart başındaki bir mesleki eğitim toplantısında “Aslında kontrollü gidiliyordu ama Umre işi mahvetti. Şu an artık binlerle konuşabiliriz vaka sayısı olarak. Söylendiği gibi 100’lerde değiliz artık” konuşması kayda alınarak internette yayınlanan Dr. Güle Çınar’a zorla özür diletilmişti örneğin. Doktorların meslek örgütü Türk Tabipleri Birliği de (TTB) itinayla sürecin dışında bırakılıyordu; örgüt, 23 Mart’ta Sağlık Bakanlığı’na bir yazı göndererek sorduğu 19 soruyu kamuoyuyla paylaştı. TTB’nin sorduğu soruların bir kısmına bugün bile yanıt verilmiş değil.
Fahrettin Koca’nın vitrinini oluşturduğu salgın yönetimi, işin şeklinin bakanlığın ilk günlerdeki iyimser tavrından farklı olacağının anlaşılmasından itibaren bir sayı yönetimine dönüştü. 27 Mart 2020’ye kadar vaka sayılarını paylaşmayan Sağlık Bakanlığı, bu tarihten itibaren ise doğruluğu şüpheli, şeffaf olmayan, bugün bile düzeltilmemiş çok ağır matematiksel hatalar içeren tablolar yayımlamaya başladı. 25 Kasım 2020’ye kadar günlük vaka sayıları halktan kaçırılırken bu gizlenen sayılar bugün bile hâlâ tabloya işlenmiş değil.
Fahrettin Koca’nın halktan gizlediği vaka sayıları, tepki toplamaya başladığında ise 30 Eylül 2020’de bakandan, hem hekimlik mesleğine, hem de bilime doğrudan karşı duran o meşhur açıklama geldi: “Her vaka hasta değildir.” Bu noktada, Dünya Sağlık Örgütü de topa girdi ve bu tip örgütlerin klasik tarzı olan övgüyle karışık uyarı yöntemini kullanarak 3 Ekim’de Türkiye’yi vaka sayılarını açıklamaya çağırdı. Bakan Koca ise AKP’nin klasik tarzı olan her şeyi işine geldiği gibi manipüle etme yöntemini kullanarak açıklamanın övgülü kısmını Türkçeye çevirerek paylaşıp uyarı kısmını pas geçti. Ancak Koca, bütün inadına rağmen 25 Kasım 2020’den itibaren vaka sayılarını açıklamak zorunda kaldı.

 


AŞILAMA VE TEDAVİ


Koca’nın gerçeklikle bağının tamamen koptuğu ve doğrudan kişisel hatalarıyla binlerce kişinin ölümüne neden olduğu bir başka konu ise aşılama ve tedavi. 26 Kasım 2020’de, yerli aşı için Nisan 2021 tarihini veren bakan, Nisan 2021’de ise bu tarihi Eylül 2021’e çekti. Ocak 2021’de kötülediği mRNA aşılarını, Haziran 2021’de överek kullanıma soktu. Nisan 2020’de “Türkiye tedavide farklı bir yaklaşıma sahip” diyerek kullanımını övdüğü hidroksikolorokin ilacı ise Mayıs 2021’de, tedavide etkisizliği ve ağır yan etkileri su yüzüne çıktıktan aylar sonra, sessiz sedasız kullanımdan kaldırdı. Diken’den Ayşegül Kasap’ın haberine göre bu ilacı stoklayan Sağlık Bakanlığı, daha sonra stokları eritebilmek için temaslı ama negatif olanlara bile zorla bu riskli ilacı kullandırtmıştı. Diğer taraftan, bazı ilaç firmalarının aşı ve tedavi sürecinde rant sağladığı iddiaları da ayyuka çıktı. Koca’nın güvenilirliği o kadar düştü ki en son Biontech’le yapılan anlaşmanın detaylarını halk inansın diye Prof. Uğur Şahin’e yaptırmak zorunda kaldı. Gerçi zaten Koca’nın görevi kendi güvenilirliğini, Erdoğan’ınki uğruna feda etmek değil miydi?

BİR ANLAMSIZ KAPANMA


Öte yandan pandemi yönetiminin en önemli mücadele araçlarından biri olan kapanma da yine rejimin çıkarına göre yönetildi. ‘Tam kapanma’ sırasında bile özellikle fabrikalar kapatılmazken, sınıf temelli bir sürü bağışıklığı stratejisi uygulandı. Hafta içi insanlar toplu taşımaya bindirilip çalışmaya gönderilirken olmayan riskler, hafta sonu dinlenecekleri zaman var sayılıp insanlar evlerine tıkıldı. Pandeminin ilk günlerinden itibaren zengin semtler ile komşu fakir semtler arasında uçurumlar oluştu. Devlet, yalnızca kapanma sürecinde halka destek olmamakla kalmadı, halka IBAN numarası vererek bağış istemek gibi utanç verici bir hamleye de imza attı. Diğer taraftan pandemi yönetimi, rejimin zorla dindarlaştırma politikasının da bir aracı oldu. İçkili mekanlar ve eğlence sektörü iflasa itilirken ‘tam kapanma’ süreci bile Ramazan’a göre ayarlandı. İnsanların evinde içki içmesi ile hastalığın yayılması arasında insan aklını zorlayan bağlar kurularak yasaklar getirildi. Sokağa çıkma yasağı uygulaması, Soylu-Albayrak çekişmesinin bile aracı oldu, insanların hayatı üzerinden hesaplar görüldü.

HAYALİ BAŞARI TABLOSU


Pandeminin iletişim stratejisi ise, hayali bir başarı tablosu çizmek üzerine kuruldu. Daha ilk günden, yandaş ve kiralık gazetecilere ‘Kimsenin şüphesi olmasın, hükümet süreci çok çok iyi yönetiyor’ mesajı verdirildi; bütün dünyaya diz çöktüren hastalığın Türkiye’yi teğet geçtiği izlenimi yaratıldı.
Medya da pandemiyi gizleme kullanıldı
Ana akım medya, bakanlığın hatalı sayıları ve resmi açıklamalar dışında hiçbir şey paylaşmadı. TTB’ye ana akım ve yandaş medyada yıllardır uygulanan ambargo bugün hâlâ devam ediyor. Örneğin Hürriyet’te yıllardır TTB haberleri yayımlanmazken, Milliyet’te ise Nisan 2020 ve Nisan 2021’deki bir haber dışında haber çıkmadı. Yandaş medyanın önde gelenlerinden Sabah ise Eylül 2020’de Devlet Bahçeli ve AKP-MHP’li troller tarafından açılan ‘TTB kapatılsın’ kampanyasına açık destek verdi. Neticede iki büyük medya grubunun sahipleri, Demirören ve Kalyoncu, çocuklarını evlendirirken yanında olan Erdoğan ve Koca’ya sırtlarını dönecek değillerdi ya. Birlik-beraberlik bu günler için lazımdı asıl. Bugün, Türkiye pandemi konusunda hâlâ büyük belirsizlikler içinde. Bedelini de her gün yüzlerce insan hayatıyla ödüyor. İyi niyetli bir pandemi yönetimiyle engelleyebileceğimiz kayıplardı bunlar. Oysa bugün kaç kişinin pandemi nedeniyle öldüğünü bile resmi olarak bilemiyoruz. Ama neticede, Erdoğan üçüncü doz aşısını oldu, antikorlarını 2.160’a çıkardı. Başarısını, en zayıfının refahıyla değil, en güçlüsünün iktidarıyla ölçen bu rejim için nihai amaca ulaşılmış oldu. Hamdolsun.

Yorumlar (0)